Kitabın günümüz Türkçesiyle yazılmış bir versiyonunu okusam eminim ki daha çok zevk alırdım. Kitabın sonundaki sözlük bilinmeyen kelimeler için gayet yeterli ama sürekli kelime için kitabın sonuna gidip gelmek benim için yorucu oldu. Bu yüzden kubbealtından kelimelere telefonla bakmaya başladım. Böylece arkadaki sözlükte kelimeleri bulmakla vakit kaybetmiyordum. Telefonla kelimeleri bulmaya çalıştığım için bu sefer de romandan kopmaya başladım. Bir kelimeyi bulmaya çalışırken üst paragrafta ne anlatmıştı unuttum ve bu roman boyunca devam etti. Sürekli tekrar ede ede uzun bir sürede romanı okuyabildim. Kelimelere sürekli baktığım için bu sefer kelimelere boşa bakmış olmayım dedim ve tüm kelimelerin elimde siyah kalemle anlamlarını altına yazdım. Kitabı okurken ayraç yerine bu siyah kalemi kullandım. Bir süre sonra bu kelimeleri bulmak hoşuma gitmeye başladı ve son birkaç günde romanı hızlıca bitirdim. Tabi bir kelimeyi ilk kez gördüğümü sanıp tam 4 kez aynı kelimeye baktıktan sonra çok az sinirlenmiş olabilirim ama o kelimenin kelime hazinemdeki yerini her zaman koruyacağından artık eminim. Romana dönersek bu bilinmeyen kelimelerin anlamayı zorlaştırmasının yanında yer yer olayların bir baştan bir sondan anlatılması veya o anki bulunulan durum hakkında yeterli bilgi verilmemesi romanı okumayı güçleştiren unsurlar ancak okumaya tamamen engel değil. Verdiğim puana da bakılırsa bu durumu göz ardı ettim. Romanın sevdiğim kısmı ise gerçekten o atmosferi başarılı bir şekilde yansıtmasıydı. O dönemi sadece tarih derslerinden bilen biri olarak başka bir kişinin gözünden adeta tekrar yaşayabilme fırsatı bulmak şüphesiz Ateşten Gömlek'in en sevdiğim yanıydı. Burdan sonrasında spoiler olacak. Kitabın sonunda ise her şeyin Peyami'nin uydurduğu olaylar olduğunu daha önce bir yerden
Ateşten GömlekHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202530,3bin okunma
"Rabbim, daha ne vakte kadar bu mihnet ve bu acı? Yeryüzünde bize çektirdiğini çeken başka kulların var mı? Bizi sevdiğin için mi bu nihayeti gelmeyen meşakkat ve gözyaşıyla deniyorsun?"
"İngilizler aflarını talep edenlere versinler mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir. Çanakkale'de dövüşürken ne asi ne esirdik. Namuslu bir millet gibi dövüştük, öldük, öldürdük. Ne zamandan beri ve hangi milletle harp edilir de mağlup olduğu zaman ona katil denilir?"
Ankara'daki bu hızlı değişimi hatıralarında kaydeden isimlerden biri Servet-i Fünûn dergisinin sahibi Ahmet İhsan Tokgöz'dür. 1927 yılının Şubat ayında Ankara'ya kısa bir seyahat yapan Ahmet İhsan, şehirdeki imar faaliyetini İstanbul'daki yaşam tarzıyla kıyaslayarak şu cümlelerle değerlendirir:
- İstanbul'da bedbinlik, Ankara'da nikbinlik.
- İstanbul'da menfi ve Ankara'da müsbet hayat.
- İstanbul'da gevşek ve uyuşuk, Ankara'da çalışan ve faal hayat.
- İstanbul'da her şey köhneleşiyor, Ankara'da her şey yeni