Oysa yürüyüşünden bile belli oluyordu.
Ellerini cebine sokuşundan. Boynunu bükmesinden. Her adımında yere sürten ayaklarından. Yetişecek hiçbir yeri yokmuş gibi yavaşlamasından. Bazen de her şeye geç kalmış gibi hızlanmasından. Bir de kokusundan. Ter ve yalnızlık. Belki karşı kaldırımdakiler ya da yanından geçen arabaların içindekiler anlamıyordu ama bir kere yüzüne bakanlar, çok geçmeden farkına varıyordu. Ardından bakan jandarma eri de fark etmişti. Belki de bu yüzden hem başını sallayıp hem de fısıldıyordu;
'Ne biçim hayat amına koyayım!'