Gönüllü eller, gönlü güzel bu erler çamur içinde bata çıka yürürken artık Edirne'ye doğru giderken, niçin ve neden gittiklerini gayet iyi biliyorlardı. Hepsinin kulaklarında Selimiye'nin minarelerinden yükselen Ezanları duymanın hasreti vardı. Peki, bu hasret son bulacak mıydı? Onlar Edirne'ye Edirne'de onlara kavuşacak mıydı? Selimiye'nin secde edilmeyi bekleyen kirlenmiş, çamurlanmış halıların üzerlerine, pak alınlarını değdirecek yiğitlere hasretti. Minareler ezan sesine, sokaklar Türk'ün bayrağını hasretti. Meriç nehri bile dolana dolana Türk'ün topraklarını arıyordu sanki. Hasret büyüktü, bekleyen ve beklenenler vardı.