Halil Cibran

Halil Cibran
@Halil_Cibran
Çilesini çekmeye üşendiğin bir davanın mükâfatına mı talipsin? t.me/seairilmiyye
"Eğer insan zihni hayatta kalma düşüncesine bağlı olarak tekamüle uğradıysa, zihnimizin, hakikatin bilgisine ulaşabileceğini düşünme sebebimiz nedir? Türlerin yeniden üremesi için gerekli olan tek şey, zihnimizin, ölümümüzle sonuçlanacak bir şekilde yanılgıya düşmemesidir. Salt natüralist felsefe üzerinden, sahip olduğumuzu düşündüğümüz bilgi birikimine bir açıklama getiremeyiz."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Yahudilerin ve İspanya'nın tekrardan ele geçirilmesinden sonra Müslümanların sürgün edilmesinin gayet normal ve sık görüldüğü Ortaçağ Hıristiyan aleminden farklı olarak İslam tarihinde dini azınlıkların sürülmesi son derece nadirdir. Avrupa'dan sürgünlerle karşılaştırıldığında, Hz. Ömer'in fermanı hem kısıtlı hem de merhametliydi. İslam'ın Kutsal Topraklarından sayılmayan kuzey ve kuzeydoğu Arabistan'ı içermiyordu. İspanya ve diğer Avrupa ülkelerinden iltica edecekleri yer belli olmaksızın sürülen Yahudi ve Müslümanların aksine, Arabistan'daki Yahudiler ve Hıristiyanlar kendilerine tahsis edilen topraklara yerleştirildi: Yahudiler Suriye ve Filistin'e, Hıristiyanlar Irak'a. Ayrıca süreç ani olmaktan ziyade kademeli bir şekilde yürütüldü ve emrin sonrasında Hayber ve Necran'da hala Yahudiler ve Hıristiyanların bulunduğuna dair raporlar vardır."
"Tanrı neden bize nihai bir değer veriyor? Cevap aslında basittir. Tanrı, kainatı yaratmıştır ve ondan aşkındır ve O'nda sonsuz bir ilim ve hikmet vardır. İsimleri arasında El-Alim ve El-Hakim vardır ki O'nun yarattıklarına atfettiği değer herkesi kapsar ve tarafsızdır. Bu meseleye Tanrı'nın bütün noksanlıklardan münezzeh olan en mükemmel varlık olması üzerinden de bakabiliriz. Buna göre, O'nun atfettiği değer hem tarafsız hem de nihaidir çünkü bu tarafsızlık O'nun mükemmelliğinden gelen bir hususiyettir. Diğer bir itiraz, Tanrı'nın bize bir değer verdiğini kabul etsek bile bu değerin tarafsız değil sübjektif olacağını çünkü O'nun kendi bakış açısına göre karar vereceği iddiasıdır. Sübjektivite, bir ferdin kısıtlı akli kabiliyeti ve/veya duyguları için geçerlidir. Fakat Tanrı'nın perspektifi sonsuz ilim ve hikmet üzeredir. Tanrı, resmin tamamını görüyorken, biz ise ancak resmin içindeki ufacık bir pikseli görebiliyoruz."
"Eğer insan moleküllerin asli kozmik karışımı üzerinde hareket eden "kör güçlerin" sonucundan başka bir şey değilse, insan hayatının kutsiyeti tartışması manasız olur ve bu kavram, sığ bir duygusal ifadeden başka bir şey olmaz. İnsan onuru, gerçekte temelsiz olan, sadece "üzerinde mutabakata varılmış münasip bir fikir"den ibaret bir anlam alanına mi sahip?"
"Vatandaşı olduğumuz devlet, özellikle içinde bulunduğumuz çağda, bağlılığımız konusunda daha somut ve daha zorlayıcı iddialarda bulunsa da, üyesi olduğumuz uygarlık yaşamlarımızda gerçekten daha fazla önem taşır. Ve üyesi olduğumuz bu uygarlık tarihinin çoğu aşamasında kendi devletimiz dışında başka devletlerin vatandaşlarını da içermektedir. Kendi devletimizden daha eskidir: Batı uygarlığı yaklaşık bin üç yüz yaşındayken, İngiltere Krallığı sadece bin yaşında, İngiltere ve İskoçya Birleşik Krallığı iki yüz elli yaşından genç, Amerika Birleşik Devletleri ise neredeyse sadece yüz elli yaşındadır. Devletler kısa ömürlüdürler ve aniden ölebilirler: Sizin ve benim üyesi olduğumuz Batı uygarlığı, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'nin tıpkı merhum çağdaşları Venedik Cumhuriyeti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dünyanın siyasi haritasından silinmesinden yüzyıllar sonra bile hayatta kalabilir. Sizden tarihe devletler açısından değil, uygarlıklar açısından bakmanızı ve uygarlıkların içinde ortaya çıkıp yok olan devletleri o uygarlıkların yaşamlarındaki oldukça ikincil ve geçici olan siyasi olgular olarak düşünmenizi istememin nedenlerinden biri de budur."