Halil Cibran

Halil Cibran
@Halil_Cibran
Çilesini çekmeye üşendiğin bir davanın mükâfatına mı talipsin? t.me/seairilmiyye
"İslâmiyet'in propagandacılığı, özellikle tayin edilmiş bir ruhban heyeti tarafından yönetilmez. Her Müslüman fert, kendi başına faal bir tebliğcidir."
Reklam
"Kelamcılar evren ve alem tasavvuru için farklı teorik fizikler geliştirmişlerdir. Bunlardan birisi Mutezili kelamcılardan Ebu'l-Hüzeyl el-Allaf'a (ö. 235/849) ait Atomculuktur. Bu görüşe göre bütün nesneler, bölmenin nihai olarak kendisinde durduğu bölünmeyen parçalardan (atomlar) oluşur. Bu parçalar kendi başlarına var olmak yani birtakım özelliklerin taşıyıcısı olmak anlamında cevherdirler. Fakat taşıyıcı olsalar da bir atom mutlaka başka atomlarla birlikte var olur. Atomlar boşlukta yer tutarak var olurlar, dolayısıyla mutlaka mekânlıdırlar. Boşlukta yer değiştirmeleri hareket etmeleri demektir. Bu sebeple atomların dört temel hali vardır: birleşme, ayrılma, hareket ve sükûn. Birden çok atom bir araya gelerek var olduğundan bir atom başka atomlarla birleşerek var olmak zorundadır. Atomlar bölünmeyen parça olduklarından mutlaka aralarında boşluk vardır, dolayısıyla ayrılmaya konu olurlar. Boşlukta bir yerde bulundukları ve o yerden ayrılabildikleri için de hareket ve sükûna konu olurlar. Bir araya gelen atomlar, bir telif ve bünye oluşturarak cisimleri meydana getirir. Atomların kendinde ne şekli ne ağırlığı ne de maddi bir sınırı vardır. Ancak bir araya gelip cisim oluşturduklarında şekil ve ağırlık kazanırlar. Atomların oluşturduğu cisimler, bünyeleri ve bu bünyelerinde bulunan sıfatlarıyla ayrışırlar. Mesela bir cisme hayat eklendiğinde o cisim canlı hale gelir ve cansızlardan ayrışır; bilgi, kudret ve irade eklendiğinde bilgisiz, aciz ve iradesiz cisimlerden ayrışır. Cisme eklenen sıfatların bir kısmı başka cisimlerle ortak iken bir kısmı cisme özgü olur. Dolayısıyla bir cismin tanımı, onun ayrıştırıcı özelliği veya özellikleriyle yapılır."
Ketebe
2. Haçlı seferinde bozguna uğrayan birliklerin Antalya'ya çekilmesi sonucu Türklerin Antalya'da bu birliklerin olduğunu haber alması üzerine Odo de Diogilo adlı rahip Türklerin şehre gelişini ve yaptıklarını şöyle anlatır: "Türkler bu çaresizlerin yaralarına baktı ve büyük bir cömertlikle ihtiyaçlarını karşıladı; hatta bazı Müslümanlar, Rumların tehdit ve hile ile hacılardan koparmış olduğu Fransız sikkelerini satın alarak, ihtiyaç sahibi Haçlılara verdi. Aynı dinden olmayanların bu merhametli davranışlarıyla, dindaşları olan ve kendilerini zorla hizmet ettiren, döven, dolandıran Rumların hareketleri Haçlı hacıların gözünde öyle bir karşılaştırmaya sebep oldu ki, bunlardan pek çoğu isteyerek Müslüman kurtarıcıların dinini kabul etti. Eski vakanüvislerden Odo de Diogilo bu münasebetle aşağıdaki açıklamada bulunmuştur: "Kendilerine karşı çok acımasızca davranan dindaşlarından kaçarak, inançsız kabul edilen fakat kendilerine yumuşakça ve şefkatle davrananların arasına güvenle girdiler ve duyduğumuza göre Türkler çekilirken, üç bin kadarı onlara katılmıştır. Ah merhamet, her türlü ihanetten daha zalimsin! Müslümanlar onlara ekmek verdiler ve fakat dinlerini gasp ettiler. Gerçekten Müslümanlar, bunların yerine getirdiği hizmetle yetinerek, hiçbirini dinlerini terk etmeye zorlamamıştı."
Tarih
"Zamanın şartları yeni siyasî oluşumlar ortaya çıkarmaya ne kadar uygun görünmüş olursa olsun, Hz. Muhammed(a.s.) o zamanki toplumu, dinî telkinlerinin kabulüne hazır ve kalplerinde henüz olgunlaşmamış arzuları orta- ya çıkaracak sesi bekler bir hâlde bulmadı. İşte böyle bir bekleyiş ruhu, Araplarda ve hatta Muhammedî girişimlerin en fazla yöneldiği ortalama Arabistan halkında yoktu. Bunlar bir mürşidin, hele ki hiç anlamadıkları "Resûlullah" unvanına sahip bir mürşidin tebliğini kabule hiç de hazır değillerdi." Not:Kitapta ("a.s.", "s.a.s" ve "s.a.v.") gibi kavramlar yer almadığı için bu kavramlar alıntıyla şahsım tarafından eklenmektedir.
Sayfa 48 - Kapı·Kitabı okudu
Tarih - Din - Siyaset
"Sınanmamış bir hayat, yaşanmaya değer değildir."
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Reklam