Halil Cibran

Halil Cibran
@Halil_Cibran
Çilesini çekmeye üşendiğin bir davanın mükâfatına mı talipsin? t.me/seairilmiyye
"Tanrı'nın egemenliği en güzel kefendir. Bu cümle Oxford Universitesi'nin mottosu olan şu Latince cümleye oldukça yakındır: Dominus Illuminatio Mea ("Rab benim ışığımdır") Eğer bu cümleye inanırsak ve ona uygun yaşayabilirsek, önümüzde uzanan geleceğe dehşete kapılmadan bakabiliriz. Maddi gelecek pek de bizim elimizde değildir. O asil ve aziz binayı yerle bir edebilecek ve taş üstünde taş bırakmayacak fırtınalar gelebilir."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Benim tecrübeme göre, ateistlerin azımsanamayacak kadar çoğunluğu gizli mizoteisttir. Şu soruyu sormak, genellikle, vardığım neticeyi ispatlar: Eğer Tanrı var olsaydı, O'na ibadet eder miydiniz?. Benim şimdiye kadar konuştuğum ateistlerden birçoğunun bu soruya cevabı 'hayır' olurdu ve dünyadaki kötülüğün ve ıstırabın ne kadar 'gereksiz' ve 'haksızca' olduğunu sıklıkla ifade ederlerdi. Kaygılarını ve insanların maruz kaldıkları acıya karşı duyarlılıklarını anlayışla karşılayabiliyor olsam da, ateistler ve mizoteistler ve onlar gibi olanlar, perdelenmiş bir benmerkeziyetçilik/enaniyet ile karşı karşıyalar. Bu, dünyayı kendilerininki dışında hiçbir bakış açısından görmemek için hususi gayret gösterdikleri anlamına geliyor. Fakat bunu yaparak bir tür hissi veya manevi bir yanılgıya düşüyorlar. Tanrı'yı insan biçimine sokuyorlar [antropomorfizm] ve onu kıt bir insana çeviriyorlar. Tanrı da dünyayı bizim gördüğümüz gibi görmeli, kötülüklere son vermeli ve dolayısıyla eğer bu kötülüklerin devam etmesine izin verirse, sorgulanmalı ve reddedilmeli diye düşünüyorlar."
Din
"Hirodes yanlılığının" doğasında var olan iki zayıflık kendini göstermektedir. Bunlardan ilki, "Hirodes yanlılığının", hipoteze göre, taklitçi olması ve yaratıcı olmamasıdır. Dolayısıyla, başarılı olsa bile, insanların ruhlarında yeni yaratıcı enerjiler açığa çıkarmak yerine, taklit edilen toplumun makine yapımı ürünlerinin miktarını artırmaya meyillidir. İkinci zayıflık ise, "Hirodes yanlılığının" sunabileceği en iyi şey olan bu sönük başarının, "Hirodes yanlısı" yolu benimseyen herhangi bir topluluğun yalnızca küçük bir azınlığına kurtuluş getirebilmesidir. Ve hatta bu sadece dünyevi bir kurtuluş olacak, manevi bir kurtuluş olmayacaktır. O topluluk içerisinde çoğunluğu oluşturan kişiler, taklit edilen uygarlığın yönetici sınıfının pasif üyeleri bile olamayacaklardır. Onların kaderi, taklit edilen uygarlığın proletaryasının saflarını sıklaştırmaktır."
"Türkiye'deki bu devrim -Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu-, Batı'nın birbirini izleyen ekonomik, siyasi, estetik ve dinî devrimleri gibi kendini tek bir düzlemle sınırlamamış, tüm bu düzlemlerde eş zamanlı olarak gerçekleşmiş ve böylece toplumsal deneyim ve faaliyet açısından Türk halkının tüm yaşamını tepeden tırnağa sarsmıştır. Türkler sadece anayasalarını değiştirmekle kalmadılar; deneyimsiz Türk Cumhuriyeti, İslam Dininin Müdafisini görevden aldı ve onun makamı olan Halifeliği kaldırdı; dinî örgütlenmeyi haklarından mahrum edip tekkeleri, zaviyeleri ve türbeleri kapattı; peçenin ima ettiği her şeyi reddederek kadınların yüzlerinden peçeyi kaldırdı; erkekleri fötr şapkalar giymeye zorlayarak onların alınlarını secdeye değdirmelerini ve geleneksel İslam namazını gereği gibi kılmalarını imkânsız hale getirdi ve böylece onları kafirlerin arasına karışmaya zorladı; İsviçre medeni kanunu ile İtalyan ceza kanununu motamot bir şekilde Türkçeye çevirip Millet Meclisi'nin oylamasıyla yürürlüğe koyarak İslam hukukunu silip süpürdü; Arap alfabesini Latin alfabesiyle değiştirdi ve böylece Osmanlı edebî mirasının büyük bölümünü bir kenara attı. En kayda değer ve en cüretkâr olan değişiklik ise şuydu: Türkiye'deki bu "Hirodes yanlısı" devrimciler Türk halkının önüne yeni bir toplumsal ideal koydular; Türkleri artık eskisi gibi çiftçi, savaşçı ve kamu yöneticisi olmaya değil, tüccar ve sanayici olmaya teşvik ettiler. Onları daha önce geleneksel olarak hakir görmüş oldukları bu faaliyetlerde hem Batılılarla hem de Batılılaşmış olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerle rekabet edebileceklerini kanıtlamaya özendirdiler."
"Seçilmiş Halk(Avrupalılar) diğer halklara kendi yaşam tarzını takip etmeyi öğretti ve her iki durumda da diğer halklar onu çok daha büyük bir maddi ölçekte takip etmeyi öğrendi. Yunanistan'ın şehir devletleri, Yunan uygarlığının İskender'in çağındaki genişlemesinden sonra Akdeniz'in etrafında ortaya çıkan daha büyük güçler -Makedonya, Suriye ve Mısır monarşileri, Kartaca İmparatorluğu ve Roma Konfederasyonu- karşısında kendilerini cüceleşmiş hâlde buldular. Orta Çağ İtalya'sı için de aynı şey söz konusuydu: İtalyan Rönesans'ının Alplerin ötesine yayılmasıyla ortaya çıkan ve on beşinci yüzyılın sonundan itibaren Milano, Floransa ve Venedik şehir devletlerinin cüceleşmesine sebep olup onlara hükmeden yeni güçler, şu anda gözlerimizin önünde Amerika Birleşik Devletleri tarafından cüceleştirilmekte olan İspanya ve Fransa gibi Avrupa ulus devletleriydi."
Tarih