Dr. HH

Osmanlıdaki en temel fark, halkın eğitimsizliğiydi. Dini kaide adı altında hurafe teşkil eden görüşler nedeniyle dünya işleri bırakılmış, sınırlar uygarlık araçlarına kapatılmıştı. Devlet, kara bir bağnazlık tarafından sarılmış; ulema ise işler bozuldukça akla uygun çözüm yolları aramak yerine kadere razı gelmek ve dine yönelmek gibi çözümler üretir olmuştu. Halk, yaşadığı yokluk ve fakirliğin başarısızlık değil bir tür imtihan olduğuna inandırılmış ve buna karşı çıkmanın “dünyaya değer vermek” gibi oldukça günah bir eylem olduğuna ikna edilmişti. Toplum dinini dahi öğrenmekten uzak kalmış, sözde din adamlarının hurafeler ve gerici düşüncelerle iç içe geçmiş öğretileri din adı altında zihinlere kazınmıştı. Toplumun bu şekilde esaret altında oluşunun nedeni eğitimsizliğiydi ve eğitimsizliğin sürdürü- lebilmesinin koşulu, toplum zihninin sözde hocalar ve şeyhler tarafından uyuşturuluyor oluşuydu. Şeyhler, dervişler, müritler, dedeler ve seyyidler gibi kimseler geçimini halktan sağlıyor; tekke, türbe ve zaviye gibi kurumlar aracılığıyla çıkarlarını sürdürebildiği için toplumun içine düştüğü esaretten rahatsızlık duymuyordu.
Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu tavrı, esasen onun en karakteristik özelliğiydi. Yarının Adamı, fırsatların kendisine koşmasını beklemek yerine kendisi fırsatlara koşmayı yeğliyordu. Öne atılmak için işaret bekliyor; öne atılacağı an için hazır, donanımlı ve nitelikli bulunmayı önemsiyordu. Geçmişteki başarısız denemelerin yeni maceralarda onu engellemesi mümkün değildi. Şama gittiğinde küsmek yerine fırsatını beklemiş ve başarısız olduğunda denemeye devam etmişti. Trablusgarp’a sürgün edildiğinde umudunu yitirmemiş ve görevinde nasıl başarılı olabileceğinin yollarını aramıştı. Hareket Ordusunun başmda isyanı bastırmak için şehre girmek üzereyken geri plana atılması, yüreğindeki şevki kırmaya yetmemiş ve bu defa Goltz Paşanın dikkatini çekmek üzere çalışmalara başlamıştı. Bu bitmek tükenmek bilmeyen azminin altmda yatan heyecan, kişisel hedeflerini tatmin etmek için kaynamıyordu. Aksine Yarının Adamı ideallerini gerçekleştirmek ve ele geçirdiği fırsatı mensubu olduğu millete faydalı olabilmek adına kovalıyordu.
Alıntı
“Büyüklük odur ki hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakiki ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda mukavemeti yok eden olacaksın, önüne sonsuz engeller yığacaklardır, kendini büyük değil, küçük, zayıf, vasıtasız ve hiç kabul ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyük derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.”
1000k
Tüm bu sorunlar karşısında saltanat, çözüm üretebilme yetisini büyük oranda kaybetmişti. Böcüzade anılarında bu durumu, “Padişahların sarayına en zor giren şey doğruluktur. Onların tarafından bulunanlar doğruluğu kendilerinden bile saklar. Bunlarda taşra için hayır ve menfaat beklemek âdeta safdilliktir,” şeklinde yazmıştı.
Alıntı
Mustafa Kemal memleket meselelerini düşünmeye ve değerlendirmeye başladığı ilk yıllarda ülkesinin ne kadar geri kaldığının farkına varmıştı. Tüm sorunların altında yatan temel gerçeklik buydu. Her vatanperver Türk genci gibi ülkesinin bu temel sorununu nasıl çözeceğini düşünüp duruyor ve çareler arıyordu. Hayatı boyunca attığı tüm adımlar, verdiği tüm mücadeleler, yaptığı tüm inkılaplar... Hepsinin temelinde memleketin geri kalmışlıktan kurtulması amacı yatıyordu.
Edebiyat