Halime Acar

Halime Acar
@Halimeacar
instagram.com/kayipkitap__?ig... Bir ev kızının okuma günlüğü DM YOK

Halime Acar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·86 syf.··
2026 30. kitabı
Haluk Atamözer
0/10 · 3 okunma
Reklam
9/10
·208 syf.··
2026 29. kitabı
Doğa, Yaren, Doruk ve Efe… Çocukluklarından beri yan yana büyümüş dört arkadaş. Kendilerine “Meşe Takımı” diyorlar; Uzun zamandır hayalini kurdukları Kitap Gezegeni’ne gitme fırsatı sonunda karşılarına çıktığında içleri heyecanla doluyor. Her biri merakla konuşurken Doruk diğerleri kadar coşkulu görünmez. Bu dört arkadaşın kitaplarla bağı çok güçlüdür ama her birinin kalbi başka bir türde atar.Kitap Gezegeni’ne adım attıklarında ise karşılarında devasa bir dünya bulurlar.Her şey sanki yaşayan bir masalın parçası gibidir. Üçü etraflarındaki kitaplara dalıp giderken Doruk’un dikkati başka bir şeye takılır: karşısındaki aynaya. Aynanın üzerinde beliren yazılar ona tuhaf gelir. Diğerleri bunu sıradan bir şey gibi karşılasa da Doruk bunun ardında başka bir şey olduğunu anlar Gerçekten de öyledir. Aynanın ardındaki dünyaya adım attıklarında onları bambaşka bir macera beklemektedir. İşte tam o noktada karşılarına sevimli rehberleri Kitku çıkar. Kitku, Meşe Takımı’na bu gizemli dünyanın kapılarını aralayacak ve onları kitapların doğduğu, kelimelerin şekil aldığı o büyülü yolculuğa götürecektir. Açıkçası ben çocuk kitaplarını okumayı çok seven biriyim. Aynı zamanda bir kitabın doğuşuna tanıklık etme duygusu da var. Bu yüzden yetişkinlerin de okuyunca içinden bir şeyler bulabileceği bir hikâye olmuş. Meşe Takımı’nın her bir üyesinin kendine özgü özellikleri olması da hikâyeyi daha canlı kılıyor. Özellikle Doruk’un diyaloglarını çok sevdim; onun merakı ve sorgulayan tavrı hikâyeye ayrı bir renk katıyor. Ve bu macerada arkadaşlarımızın karşısına dokuz kapı çıkıyor. O kapıların ardında onları bekleyen şey ise aslında hepsinden değerli bir hazine… ama o hazinenin ne olduğunu keşfetmek için sayfaların içinde ilerlemek gerekiyor.
9 Kapı 1 HazineErdal Karakaya · Doğan Çocuk · 202418 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 00:00
Yusuf ve Şefika, kalabalıktan uzak, sessiz ve sakin bir yerde kamp yapmak için yola çıkar. Yer ararken karşılaştıkları birkaç genç onlara dünyada bir pandeminin başladığını ve yakında sokağa çıkma yasağı ilan edileceğini söyler. Şefika bu haberi duyunca huzursuz olur, ama Yusuf bunu çok ciddiye almaz. Sonunda uygun bir kamp yeri bulup birkaç gün doğanın içinde kalırlar. Dönmeye karar verdikleri gün ise yolda bir çiftlik görürler. Meraklarına yenilip oraya uğrarlar ve çiftliğin yaşlı sahibi Hasan’la tanışırlar. Hasan’ın yanında çalışan Meliha ve Şirin de oradadır. Hasan onları içeri davet eder. Ancak pandemi yüzünden yollar kapanınca Yusuf ve Şefika kendilerini bir anda bu çiftlikte mahsur kalmış halde bulurlar. İlk başta her şey sakin görünse de geceleri çiftlikte tuhaf bir atmosfer olduğunu fark etmeye başlarlar. Özellikle ahırdan gelen garip sesler ve gizli saklı hareketler Yusuf’un dikkatini çeker. Merakı giderek büyür ve bir gece bu işin peşine düşer. Ahırda dönen şeyin ne olduğunu öğrenmek ister… Mandıra kitabını okumaya başladığımda beni böyle bir hikâyenin beklediğini hiç düşünmemiştim. Başlarda oldukça sakin ilerleyen bir anlatım var. Hatta bir noktada “Acaba kitap böyle mi devam edecek?” diye düşünmeden edemedim. Ama sayfalar ilerledikçe gerilim ve merak giderek artıyor. Özellikle sonlara doğru hikâye öyle bir ivme kazanıyor ki, “Şimdi ne olacak?” diye sayfaları hızla çevirmeye başlıyorsunuz. Finali ise beni gerçekten şaşırttı. Hem beklemediğim bir yere bağlandı hem de içimde “Yok artık, böyle olmamalıydı…” duygusunu bıraktı. Tam da kitabı kapattıktan sonra insanı düşünmeye iten türden bir sondu.
MandıraCihan Karakoç · Theseus Yayınevi · 202519 okunma
7/10
·256 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 00:00
Can, babasının ısrarıyla hukuk okumuş ve mezun olmuş ama bu meslek hiçbir zaman içine sinmemiş. Bu yüzden avukatlık yapmak yerine yıllardır hayalini kurduğu şeyi yapmayı seçmiş: bir kitabevi işletmek. Küçük dükkânında kendi dünyasını kurarken, arkadaşı İsmail’in yardımıyla İstiklal Caddesi’nde daha büyük bir yer bulur ve dükkânını oraya taşır. Yeni yerle birlikte işler büyür, okur sayısı artar ve Can daha fazla çalışan almaya başlar. Can dört yıl önce annesini kaybetmiştir ve babasıyla birlikte yaşamaktadır. Babası yıllarca terzilik yapmış, hâlâ da dükkânını ayakta tutmaya çalışmaktadır. Ta ki bir gün hastalanana kadar… O günle birlikte hayatın dengesi biraz daha değişir. Can’ın geçmişinde yarım kalmış bir şey daha vardır: eski arkadaşı Ayşe. Onu bulmak için bir süre arayışa girer ama izine rastlayamaz. Tam da bu günlerde kapısına bırakılan bir mektup bulur. Bir akşam eve dönerken birkaç kişinin bir adama saldırdığını görür ve düşünmeden müdahale eder. O adam, Osman Amca’dır. İşte o karşılaşmadan sonra Can’ın hayatı yavaş yavaş başka bir yöne doğru akmaya başlar. Osman Amca’nın gizemli varlığı ve söyledikleri, Can’ın hayatına beklenmedik bir dokunuş yapar. Sanırım kitap severlerin çoğunun içinde küçük de olsa aynı hayal vardır: bir gün bir kitabevi ya da kitap kafe açmak. Bu kitabı okurken ben de o hayali gözümde canlandırdım desem abartmış olmam. En çok da kitapta geçen fiyatlar dikkatimi çekti; çünkü hikâye daha çok 2010’ların başlarında geçiyor ve o fiyatları görünce şaşırmamak elde değil. Kitap büyük ölçüde diyaloglar üzerinden ilerliyor. Bu da okumayı oldukça akıcı ve rahat hale getiriyor. Özellikle Can ile babası arasındaki konuşmalar çok sıcak ve samimi; aralarındaki bağı hissetmemek zor. Osman Amca karakterinin ise hikâyede biraz daha fazla yer almasını
KitapçıSelçuk Özyurt · Eyobi Yayınları · 202367 okunma