Lora bir polis ama aynı zamanda bir anne, bir eş.Ailesiyle birlikte çıkacakları tatil, belki de uzun zamandır ilk kez gerçekten nefes alabilecekleri bir fırsattır. Fakat görev çağrısı geldiğinde Lora yine alıştığı şeyi yapar: Önce sorumluluklarını seçer. Eşi Luis ve oğlu Jasper’ın onsuz yola çıkmasına razı olur. Ertesi gün onlara katılacağını düşünür.
Luis ve Jasper’ın içinde olduğu uçak düşer. Uçağın enkazı Darkfell Ormanı’nda bulunur ama ortada tuhaf bir durum vardır: Pilotun cesedi bulunur, fakat Luis ve Jasper’dan hiçbir iz yoktur. Herkes bunun açık bir son olduğunu düşünür. Onlara göre Lora artık yas tutmalıdır. Ama bir anne kalbi bazen mantığın söyleyemediğini hisseder. Lora’nın içinde büyüyen şey yas değil, şüphedir.
Bu düşünce Lora’yı durdurmaz, aksine harekete geçirir. Onları aramak için Darkfell Ormanı’na gitmeye karar verir. Bu yolculukta yalnız değildir. Sonia, Kevin ve Bobbie ile yolları kesişir. Hepsi farklı nedenlerle bu karanlık ormana adım atar ama bir noktada kaderleri aynı yerde birleşir. Dört kişi, bilinmezliğin ortasında birbirlerine tutunarak ilerler.
Fakat Darkfell sıradan bir orman değildir.
Ağaçların arasındaki sessizlik bile sanki bir şey saklıyordur. Orman ilerledikçe sadece karanlık değil, tuhaf gerçekler de ortaya çıkmaya başlar. Özellikle ormanın derinliklerinde yükselen dev sekoya ağacı… Onun kökleri sanki toprağın altına değil, başka bir yere uzanıyordur.
Lora gerçekten ailesine ulaşabilecek mi…
Yoksa onları ararken kendisi de geri dönüşü olmayan bir kapıdan mı geçecektir?
Bundan birkaç yıl önce yazarın başka bir kitabını okumuştum; bu da okuduğum ikinci kitabı oldu. Kaleminin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha hissettim. Gizem, heyecan ve fantastik unsurlar öyle güzel harmanlanmış ki, kitabı elime aldığımda bir an olsun bırakmak