Hacı Bey ailesine düşkün, sevgisini kendi doğrularıyla gösteren bir baba o. Emine Hanım ise çocukluğundan beri eksik büyümüş, sevgiye tutunarak hayatta kalmış bir kadın. Bu iki insanın kurduğu yuva dışarıdan bakıldığında tamam gibi duruyor: Hasan, Dürdane ve küçük kardeşleriyle birbirlerini seven bir aile
Hasan hayalleri olan, okumak isteyen bir gençken babasının isteğiyle, istemediği bir evliliğin içine bulur. Kendi hayatını seçememenin ağırlığıyla evleniyor, ama o evlilik ne kalbine ne hayatına sığıyor. Bir yanda Emine Hanım’ın “yeterince iyi bir anne miyim” sorgusu, diğer yanda Hasan’ın kendi hayatına yabancılaşması… Ve sonunda, olması gerektiği gibi değil, olması kaçınılmaz olduğu için biten bir evlilik.
Bu evlilik nasıl sonuçlanacak peki Hasan'ın hayatı hangi yöne doğru evrilecek?
Hasan’ın içindeki o sıkışmışlık çok tanıdık geldi bana. Hani bir şey yanlış ama ses çıkaramıyorsun, çünkü karşındaki sana zarar vermek istemiyor. Kötü birine karşı direnmek kolay, ama seni seven birine karşı susmak insanı içten içe çürütüyor.
Sanki Hasan hâlâ bir yerlerde kendi hayatını arıyor gibi herkesin bir hayatı var ama herkes kendi hayatını yaşamıyor.
Kitap 1950- 1962 yılları arasında Türkiye'nin o döneminden Adana'dan Kore ve Japonya'ya uzanan bir yolculuk.
Hacı Bey yaptığı şey aslında doğru bildiği iyilik olarak sanıyordu. Ama bazen her zaman iyi niyet doğruyu getirmiyor malesef.