Öyle unutulmuşum ki kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan tüm gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. Yavaş yavaş, uzun uzun esniyorum. Kimse. Antoine Roquentin kimse için yok. Soyut bir şey o. Bilincimde kendimle ilgili ufacık, soluk bir anı salınıyor. Antoinq Roquentin... Birden "ben" soluklaşıyor, soluklaşıyor, işte söndü.
"Düşünüyorum da," diyorum gülerek, "hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa var olmaya devam etmemiz için hiçbir ama hiçbir sebep yok."
Var olmaktayım, işte onu sürdüren benim. Evet ben. Gövde bir kere yaşamaya başlayınca, bu işe kendi kendine devam eder. Fakat düşünceyi ben sürdürür, ben geliştiririm. Var olmaktayım. Var olmakta olduğumu düşünüyorum. Ah, şu varolma duygusu kıvrılan bir yılan gibi ve onu sürdüren benim, yavaşça... Düşünmeyi durdurabilseydim! Çabalıyorum, başarıyorum: Kafamın içi dumanla doluyor gibi... işte yeniden başladı: "Duman... düşünmemek... Düşünmek istemiyorum. Düşünmek istemediğimi düşünüyorum. Düşünmek istemediğimi düşünmemem gerek." Bitmek bilmeyecek mi bu?