Gökkuşağı demişken, gökkuşağının Kürtçe ismini Hakkari'de öğrendim. Duyunca çok şaşırmıştım. Kürtçede gökkuşağına "Bûka baranê" deniliyor. Yani Bûka Baranê'yi olduğu gibi Türkçe'ye çevirdiğimizde ortaya, "Yağmurun gelini" anlamı çıkıyor.
Yıl 1969, Hakkari'de geçit vermez Zap Suyu canlar almaya devam ederken, İstanbul Boğazı'na ilk köprüyü yapma çalışmaları başlamıştır. 68 gençliği içinden bir grup üniverste öğrencisi, ülkenin doğusu ile batısına eşit yatırım yapılması yaklaşılmıyla İstanbul Boğaz Köprüsü'nün yapımına karşı çıkarlar ve Zap Suyunun üzerine bir köprü yapmak için Hakkari'ye giderler. Orada 70 genç 22 günde çelik halatlar üzerinde tahta bir köprü yaparlar. Aradan 30 yıl geçer, kimliği belirsiz kişilerce bu köprü yıkılır ve bölge halkı mağdur bırakılır. 2010 yılında ise yazar Cezmi Ersöz ve bazı sanatçıların girişimleri sonucu "Barışa Köprü" olması amacıyla yeniden yapılıp halkın hizmetine sunulmuş...
Eğer bir obje olsaydım; Norveçli ressam Edvard Munch'un "Çığlık" tablosu olurdum. Muhtemelen bir galerinin duvarını bile süslemezdim. Önemsiz eşyaların toplandığı bir çatı katında unutulurdum. Hatta üzerin toz kaplı olurdu, köşelerimde ise örümcekler ağ kurardı. Istırap dolu attığım çığlıkların ses dalgaları sadece benim ruhumu titretirdi. Sesimi hiç kimse duymazdı. Örümcekler bile duymazdı...