İbni Hazm

ÇOCUKLUĞUM ŞİİRİ
کودکی هایم اتاقی ساده بود/ قصه ای دور اجاقی ساده بود   شب که میشد نقشها جان میگرفت/ روی سقف ما که طاقی ساده بود   میشدم پروانه خوابم می پرید/ خوابهایم اتفاقی ساده بود   زندگی دستی پر از پوجی نبود/ باری ما جفت و طاقی ساده بود   قهر میکردم به شوق آشتی/ عشقهایم اشتیاقی ساده بود   ساده بودن عادتی مشکل نبود/ سختی نان بود و باقی ساده بود
Şiir
Mutfakta evyenin tam karşısındaki tül perdesi hiç açılmayan, camına sineklerin üşüştüğü, bahçemize, bahçemizdeki ceviz ağacına, sonra çitlere, çitlerin ötesindeki çayırlara, sonra tepelere, sonra göğe doğru uzanan küçük, ama işte böyle yerden göğe açılan mutlu pencereden, açılmak yerden göğe, beni mutlu, küçük ama yine de mutlu ederdi. Küçük, ama mutlu yerden göğe açılan bu pencerenin önünde uzun uzun bulaşık yıkamak beni mutlu ederdi, küçüktü, ama mutluluktu işte, çayırların gerçeği, gögün hayalleri arasında salınıp dururdum.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Medeniyet hastanesi ortopedi bölümü, eski ve karanlık koridoru, 6'şar kişilik odaları ile 2013 temmuz ayında tanıştık. Pansuman odasında bacağımdaki ateli açtıktan sonra, "bu bacağın işi bitmiş, mesele can meselesi emre, canın elden gidiyor" dediğinde hoca, duası kabul olmuş bir adamdım artık. Bir yıl evvel, bir dua; "Ya Rab! boyadığım bu tuvaller daha ne kadar oyalar beni bilinmez. Göreceğini gördü bu göz, artık duyacak ne bir söz, ne de düşülecek bir yol kaldı bu diyarda. Bilirim ki intihar topyekün yasak. gözümün kılcalı kadar kıymettar. Kıyamet; göğüsleri kesilmiş bir kadın heykeli altında beyaban halde bir mezar. Ya Rab! Bilmek istiyorum, sonsuz olanı sonlu bir bilgiyle bilmek ne mümkün! Uyandır beni bu rüyadan." "Canım elinde olan Allah'a yemin olsun" diyerek söze başlayan peygamber düşüyor şimdilerde aklıma dönüp bakınca o güne, -Canın elden gitmesi ne demektir öyleyse? Can kimin canı, el kimin eli?
Sayfa 51·Kitabı okudu
Soluklanıp garaja dönüyoruz. O gece odada baş başayız. Analar-babalar evlerinde dinlenip sabah doğmadan döne cekler. Yoğun bir mesai bekliyor çünkü onları. Kan gerek, tahlil gerek, sonuç gerek. Dua gerek. Uzakta demirlemiş yük gemileri, tankerler var. Çekmecede diyorum, aklıma düşüyor, çekmecede ganimet var arkadaş, Yaşar'ın abisi Amerika'dan göndermişti cd çaları. Fermuarlı kabı falan da var, metal renk dışı, sallamazsan takılmadan dinleyebilirsin güzel güzel. Gece. Barışın saçsız başına başımı yaslıyorum, tanışalı bilmem kaç gün olmuş ama arkadaşız herif gibi.Safları sık ve düzgün tutmuş omuz omuza samimiyiz athe korkuyoruz, en büyük sıkıntımız ölüm mesela. Kulaklığın birini o birini ben takmışız, ufukta demir atmış şilepler ve play! "The Mystic's Dréam" Loreena ablamızdan. Susuyoruz öylece ne hastanedeyiz artık ne vakitlerden gece. Bir daha konuşulmadı, başka bir şarkı da dinlenmedi üzerine. Yataklarımıza uzandık. Barış uyudu mu bilmiyorum ama ben uzun bir vakit karanlığı seyrettim. Sabah, Barış ameliyata girdi, hiç konuşmadık, sedyede gidişini izledim. Benim ameliyatım ertelendi, ayrıldık has taneden o çıkmadan. Barış mı?
Sayfa 23·Kitabı okudu
RİNDLERİN AKŞAMI Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç; Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç! Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile, Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle. Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece. Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince, Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül! Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.