“Varoluş, özden önce gelir.”
Pekâlâ, bu ne anlama geliyordu ve insan bu ilkeyle ne yapmalıydı?
Bu ilke, yapılmış bir eşya değil ama insan söz konusu olduğunda, onun varlığının özünden önce gelişini ifade ediyordu. Yapılmış bir eşyayı, Sartre’ın örneğiyle bir kâğıt keseceğini ele alırsak, bu eşyanın özü varlığından önce geliyordu. Sartre varoluşçuluk savunusunda şöyle diyordu:
“Neye yarayacağını bilmeden kâğıt keseceği yapmaya kalkan bir kimse tasarlanamaz. Bu demektir ki kâğıt keseceğinin özü (yani onu yapmayı ve tanımlamayı sağlayan reçetelerin, tekniklerin, niteliklerin hepsi) onun varlaşmasından önce gelir.”
Ama “insan gerçeği”, önce varlığa gelen ve daha sonra özünü kendisi belirleyen/seçen bir varlıktı. Yine aynı savunuda Sartre, özenle bu hakikatin altını çiziyordu:
“Varoluş, özden önce gelir. İyi, ama ne demektir bu? Şu demektir: İlkin insan vardır; yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra tanımlanıp belirlenir, özünü ortaya çıkarır.”