bu halk, ülkesini işgal edenleri; malına, canına ve namusuna saldıranları; Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarak paylaşan İngiltere’yi, Fransa’yı, İtalya’yı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olan Lozan Barış Antlaşması’nı tanımayan ABD gibi emperyalist ülkeleri “dostu” olarak gördü. Halka, 1950’den sonra Demokrat Parti (DP) iktidarıyla birlikte Türkiye NATO üyesi olunca böyle anlatıldı. Halkın inançları istismar edildi ve halk da pek sorgulamadan benimsedi.
Buna karşılık Kurtuluş Savaşı’nda kendisiyle birlikte düşmana karşı savaşan; ordularını donatarak silah, cephane, para ve giyecek veren; generallerini göndererek Sakarya Savaşı ve Büyük Taarruz’un planlanmasına doğrudan katılan; Türkiye Cumhuriyeti’nin inşasına büyük maddi katkılarda bulunan ve birçok ağır sanayi tesisini kuran Sovyetler Birliği’ni (Rusya) ise büyük bir akılsızlık ve vefasızlıkla 1950’den sonra düşman ilan etti. Toplumun çok büyük kısmı bunu yine sorgulamadan kabul etti.
Oysa, 1928’de Mustafa Kemal’in sağlığında yapılan Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nda Kurtuluş Savaşı’na katılan iki Sovyet generalin, Voroşilov ve Frunze’nin “Yeni Türkiye’nin kurucu sembolleri” olarak heykelleri var. General Frunze anıtta Atatürk’ün hemen arkasında, Voroşilov ise İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın arkasında duruyor. Bu kompozisyon Cumhuriyet’in kurucuları tarafından her iki Sovyet generalin de Kurtuluş Savaşı’nın kurmay kadrosu içinde sayıldığını gösteriyor.
Batı İbni Rüşt’ün, Doğu ise İmam Gazali’nin yolundan gidiyor. Tablo ortadadır.
İbni Rüşt’ü izleyen Batı, aydınlanmayı yaratıyor, sanayi devrimini gerçekleştiriyor ve Büyük Fransız Devrimi’yle bugünkü uygarlığının temellerini atıyor. İmam Gazali’yi izleyen Doğu ve İslam dünyası ise günümüze kadar uzayan kendi ortaçağını hazırlıyor. Müslüman toplumlar bin yıldır devam eden büyük ortaçağını yaşıyor; 21. yüzyıl içinde Taliban ve el-Kaide örgütlerini çıkarıyor.