Üzerinde anlaşılan iyilikten niçin sapmamak gerekir, neden "doğru yolda" kalmam gerekiyor hiçbir zaman anlayamadım. Dünya bir arena ve biz, gözleri iyilik bağıyla bağlanmış önünü bile göremeyen kör "iyiler", bağdan kurtulmuş "kötülerle" dövüşmeye çalışıyoruz. Belki de sahiden yanlış yolda yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir. Bilmiyorum.
Bir zamanlar kaybolduğum gözlerde, bir gün başkası kaybolacak
Ellerimde ısınan ellerin başka elleri arayacak
Sıcak nefesin başka tenleri ısıtacak
Dudakların bir başkasına cenneti yaşatacak
Hoşca kal bile diyemeden çıktığım yolda sevgilim,
Sana kalan veda mektubum bu şiir olacak.
Tanrı, kötülüğe geçit vermeyen bir özgürlük yaratabileceğine göre, kötülüğü istediği sonucu çıkıyor. Ama kötülük onu incitiyor. Demek ki bayağı bir mazoşizm durumu bu.
Asla beraber olamayacağız.
Aynı evi, aynı teni paylaşamayacağız.
Aynı masada oturmayacağız.
Hatta aynı şehirde bile oturmayacağız.
Belki bir gün son kez görüşeceğiz, ikimiz de bunun son olduğundan habersiz.
Son kez el ele gezeceğiz, belki de son kez söyleyeceğiz birbirimizi sevdiğimizi.
Yine beraber planlar yapıp tutamayacağımız son sözleri vereceğiz birbirimize.
Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün.
Sonra aramıza şehirler girecek,
Hiç karşılaşmayacağız.
Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.
Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz bunu hiç bilmeyecek.