Beyaz fayans kaplı koridorda güneş altındaymış gibi arkasında silâhlı bir gardiyanla yürüyordu. Uzun süredir beklenen kurşun beynine giriyordu.
Başını kaldırıp, o koskocaman yüze baktı. O siyah bıyığın altındaki gülümsemenin ne anlama geldiğini öğrenmesi kırk yılını almıştı. Ah! Kötü, gereksiz anlaşmazlık! Ah! Kendisini koruyan o şefkatli kucaktan kovulan inatçı kafa! İki cin kokulu gözyaşı, yanaklarından süzüldü. Ama olsun, her şey yolundaydı, çekişme son bulmuştu. Kendisine karşı zafer kazanmıştı. Büyük Biraderi seviyordu. (!)
Olumluyu olumsuza yeğlerim de ondan. Oynadığımız bu oyunda, kazanmak söz konusu değil. Ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir, hepsi bu. (Winston Smith’den)
İçeride on ikisi de öfkeyle bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.
Ah bir tanısanız beni
Bir bilseniz nasıl cehenneme çevirdiğimi
Mutlu tebessümleri hüzünlü yüzüne tutuşturan, kaymasın diye didinip çırpınan bir çocuğa yaşattığım o saadet çağını nasıl ellerimle boğup soluksuz bıraktığımı..