Can Baba’nın kalemi her zaman sert ama içten olmuştur. “Rengahenk” şiiri de tam böyle; hayatı, insanı, aşkı ve ölümü bir araya getirip, tokat gibi suratımıza çakıyor. Renk renk yani, hem duygusu bol hem mesajı derin.
“Bir gün biri çıkacak karşına, hayatına renk katacak…”
Şair burada bize sesleniyor, diyor ki: “Bak oğlum/kızım, herkesin bir sevdiği vardır. Bi’ gün gelecek, her şey griyken bi’ renk patlatacak.” Yani aşk öyle Instagram’da kalp yollamak değil, hayatına boya katacak kadar gerçek olmalı.
“Kırmızı kadar tutkulu, mavi kadar huzurlu…”
Adam burada duygulara renk veriyor. Renkler sembol tutku, huzur, öfke, özlem… Bi’ kadın ya da bi’ adam girer hayatına, seni komple baştan boyar. Eskiden simsiyah olan yüreğin, gökkuşağı gibi olur.
“Renkleri öğretecek sana, belki de hiç bilmediğin tonları…”
Burada Can Baba şunu diyor: “O kişi öyle biri olacak ki, sadece sevmeyi değil; sevilmeyi, anlamayı, hatta kendini tanımayı da öğretecek.” Bu hayatta herkesin bir öğretmeni olur; bazen o öğretmen sevdiğin kişidir.
“Sonra bir gün, ansızın çekip gidecek…”
Ve burası bam teli… O renkli hayatı sana yaşatan kişi, bir gün çekip gidecek. Belki ayrılık, belki ölüm… Ama senden geriye, o renkli anılar kalacak. Ve sen griye dönmemek için o renkleri saklayacaksın içinde.
Rengahenk”, aşkı romantik bir masal gibi değil, gerçek bir yaşanmışlık gibi anlatır. Hem güzel hem can yakar. Hayat dediğin şey, siyah-beyaz başlamaz; biri gelir, renk katar, sonra bazen o renklerle yalnız kalırsın.