Herkesin kendi fikrine daha inanarak doğrulduğu tartışmalar neden yapılır? Geldiği dünyaya gideceği dünya kadar yabancı bir ruh niye çırpınır durur? Çırpınırken batması ile çıkması aynı kıyıya ise kime üzülünür? Üzüntü bir ruh büzüşmesi midir? Zaman ve iklim değişince açılır mı?
Derdi söze hapsedilebilir olan daha dertle tanışmış mıdır ya da o seven, her şeyi alabildiğine seven ama sorulsa neyi sevdiğini söyleyemeyen Fuzuli’nin sarhoşluğuna bir an için yanaşmış mıdır?
Aslında ne tenha bir yer burası. Bir söz, bir hakikat bütün dünyayı, milyarları dolaşıyor da ne bir sahip, ne bir göğüs kafesi buluyor sığınıp saklanacak.
Ne işim olacak, insanın ne işi olabilir ki dünyada? Var ki işin olsa yaptırır, tamam ettirirler mi burada? Sonra da yapılmamışların ve eksiklerin çekilir hesaba.