Yaratıcı olmak bir başyapıt çıkartmak demek değildir. Aslında yaratıcı olmanın sonuç ile hiçbir alakası yoktur. Yaratıcı olmak bir süreçtir - hayal gücünüzün sizi heyecan verici bir yolculuğa çıkartması ve bu süre zarfında saatlerini akıp gitmesidir.
Hiçbir şeyden bir şey yaratın- yarattığınız ürün büyük ihtimalle ya korkunç ya da muhteşem olacaktır ama emin olabileceğiniz bir şey var deneyimin kendisi büyüleyici olacaktır.
George Orwell’in korkunç sonla biten bu peri masalı hikâyesinde, başlangıçta umut dolu bir devrim gibi görünen başkaldırı ve ayaklanma, zamanla baskıya, adaletsizliğe ve ihanete dönüşüyor.
En çok emek veren at Boxer’ın “hastaneye gönderiliyor” denilerek aslında kesime yollanması beni derinden etkiledi. Emek, sadakat ve inancın nasıl sömürüldüğünü görmek gerçekten üzücüydü.
Kitabın sonunda yer alan çevirmen notunda, Halide Edip’in çevirisindeki şu satır da kitabın özünü özetliyor:
“Fakat yavrular kendi kudretinden haberdar değildir.”
Bu cümle, belki de yalnızca çiftlik hayvanlarını değil, tüm insanlığı anlatıyor.
Son sahnede masadakilerin birbirine benzemesiyle artık kim insan kim hayvan belli olmuyor. Güç el değiştiriyor, ama düzen hep aynı kalıyor. Hatta daha kötüye gidiyor ve Hayvan Çiftliği’ndeki hayvanlar çevredeki en kötü koşullara sahip hale geliyor.
Kitabı özetleyen konu şu ki; devrimle birlikte Bay ve Bayan Jones'e ait olan “Beylik Çiftliği” adını, artık çiftliğin hayvanlara ait olduğunu göstermek için “Hayvan Çiftliği” olarak değiştirmeleri büyük bir umut simgesiydi. Ancak hikâyenin sonunda çiftliğin adının yeniden “Beylik Çiftliği” olması, her şeyin başladığı yere — hatta belki daha kötü bir noktaya — döndüğünü gösteriyor.
Kısa ama etkisi uzun süren; insanın içine işleyen, çokça düşündüren bir roman.