Çelik testereyle kestim suları
Yıkadım duvara astım suları... Düşümde düşüme girdim dün gece.
Buluta yaslandım, ışığı tuttum
Seni hatırladım, seni unuttum... Kendimi kendime sordum dün gece.
Topladım yolları eyledim yumak Musalladan gayri görmedim durak... Durmadan düşünüp durdum dün gece.
Τoprağι bοyadım otlar ağladı Oturdum kalkmadım atlar ağladı... Tuttum yorgunluğu yordum dün gece.
Dertler gecikince gidip yokladım Yırtık bohçalarda umut sakladım... Kırgınlık bağını kırdım dün gece.
Şişelerde mahkûm çiçek kokusu Yağdı yüreğime renk renk korkusu... Yok yere yokluğu vurdum dün gece.
Ay doğdu, gölgeler çöktü üstüme Hicran alev alev aktı üstüme.
Gözümü yollarda gördüm dün gece.
Ay doğdu, gölgeler çöktü üstüme Hicran alev alev aktı üstüme.
Gözümü yollarda gördüm dün gece.
Aydınlığa koştum, karanlık çıktı Her sevgi, her vefa bir anlık çıktı...
Güç bela ben, bana vardım dün gece.
Dosta şiir yazdım "hatıra" dedim
Belki bir dost gele otura dedim. Gönlümü toprağa serdim dün gece.
Aydınlığa koştum, karanlık çıktı Her sevgi, her vefa bir anlık çıktı...
Güç bela ben, bana vardım dün gece.
Ey vatanın bağrı yanık bucağı
Hani senin bereketli hasadın,
Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftin?
Hani senin medeniyet hayatın,
Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin?
Ey Türklüğün otağı!
Ne vakte dek bu acıklı sefalet,
Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu?
Ne vakte dek bu uğursuz cehalet
Bu taassup, bu görenek, bu uyku?
"Ümidin kaybolmak üzere olduğu bu titrek zaman bölümünde, bazı şeyleri hayal meyal bulursunuz. Bir cam bilye içinde bir renkli ebru kıvrılır. Kirlenmiş bir yüzde gözyaşı yol yoldur. Körpe çocuk ellerinizi bir yaprağın tüyleri okşamıştır. Avucunuzu sıcak bir yaz günü bir mermerin esrarlı soğuğuna bastırmışsınızdır. Kaçan balonunuzun ardından döktüğünüz göz yaşı tuzlu tuzludur. O balon ki düşündükce büyümüş ve renklenmiştir zihninizde.
Bütün lezzetler ve renklerde, üzüntü ve kayıplarda ruh gibi bir varlık sezersiniz. Belki de geçen her olayda, kırmızıda, güzelde ya da bir çiğ taneciğindeydi aranan."