Hayat her zaman kolay değildir. İnsan bazen hiç beklemediği anda sıkıntılarla karşılaşır. İşte bu zor anlara musibet denir.İlk bakışta insana ağır gelir, kalbi daraltır. Ama aslında musibet, insan için bir duraktır; düşünmesi, kendine gelmesi ve Rabbine yönelmesi için bir fırsattır.İnsan güçlü olduğunu zanneder ama bir sıkıntı geldiğinde ne kadar aciz olduğunu anlar.Musibet herkesi aynı şekilde etkilemez. Kimisi sabreder, ders alır ve olgunlaşır. Kimisi ise isyan eder ve daha da yorulur. Bu yüzden asıl önemli olan, musibetin kendisi değil, bizim ona nasıl baktığımızdır.
Bugün “Kadınlar Günü” diye paylaşımlar yapılıyor. Her yerde kadınlara verilen değerden, özgürlükten, eşitlikten bahsediliyor.Gerçekten kadına değer veren bir dünya mı var, yoksa kadını daha çok kullanan bir düzen mi? Kadına özgürlük verdiğini söyleyen düzen, aynı kadını reklamların, vitrinlerin en güçlü malzemesi hâline getirmiş.Kadın tüketim düzeninin bir parçası hâline getirmiş.İşin ironik tarafı ise şu: Kadına değer verdiğini söyleyen bir sistem, kadının kendisini sürekli eksik hissetmesi üzerine kurulu bir düzen oluşturuyor.Sürekli kusursuz bedenlerin, kusursuz yüzlerin ve kusursuz hayatların gösterildiği bir dünya. Çünkü kadın kendini ne kadar eksik hissederse, o kadar çok tüketiyor.Sonra da yılda bir gün çıkıp “Kadınlar Günü kutlu olsun” deniliyor.
Gerçek değer; kadını vitrinlere çıkaran sistemlerde değil, onu insan olarak yücelten bir anlayışta bulunur.
Özgürlük denildiğinde hep aynı kelimeleri duyduk: eşitlik, insan hakları, ifade özgürlüğü…
Ama bazen içimde bir soru büyüdü: Özgürlük gerçekten herkes için miydi?
Bir insan başını örtmediğinde bu onun özgürlüğü sayıldı.
Peki başını örtmek istediğinde neden bu bir “sorun” oldu?
Bir tercih, çoğunluğa uyduğunda normal; inançla yapıldığında neden tehdit gibi algılandı?
Özgürlük, sadece belli bir yaşam biçimini korumak için mi vardı, yoksa farklı olanı da içine alması gerekmiyor muydu?
Kimseye yaşam tarzı dayatılmasın denildi.
Ama bazı insanlar, inançlarını kamusal alanda görünür kıldıkları için hayatın dışına itildi.
O zaman insan sormadan edemiyor:
Özgürlük, başörtüsü takmayana mı aitti; yoksa başörtüsü takana da ait miydi?