Fırçam ve renk renk boyalarım var. Alev alev dolanıyor içimi çizme isteği. Has olan çizmek değil, özlem. Bir yol çiziyorum, giderek daralan, perspektif bildiğimden değil, gözlem. Yollar uzakta daralıyorlar. Bunu uzun otobüs yolculuklarından biliyorum. bir kız çiziyorum yolun başına, eline bir çanta veriyorum, okula gitsin, okusun hasbam. uzun uzun saçlar çiziyorum, işi ne, tarasın yosmam. sonra resme bakıp basıyorum şarabı bardağın gözüne, bardağın gözünün tam neresi olduğunu çok iyi bilemeyerek. seviyoruz ya içmek gerekli. Kız çıkıp gidiyor resim kağıdından. Fırçalarımı kırıyorum, boyalarımı atıyorum galyan kuyularına. İçimdeki çizme isteği beni bir ressama curo edip basıyorum bardağı şarabın gözüne. Bardağın gözü olmaz, çekmece mi bu. Çekmecenin gözünün de bir şey gördüğü söylenemez. Kendin yarat dertleri, kendin üzül. Delikanlı bir felsefe.
Ormanda savaş naraları atanlar senin adamların mıydı
Elbette
İyi ama Mağripliler gibi 'Allah, Allah!' diye bağırıyorlardı
Ne sandın ya
'Şeytan, Şeytan!' diye mi bağıracaklardı
Bizim işimiz bu; Aldatmak, daima aldatmak!
ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim