Harputlu

Geçtiğimiz hafta ABD donanmasının 'transhümanizm' (fiziksel ve zihinsel olarak insanların gelişimi için elektronik parçaların insan bedeniyle "bütünleştirilmesini" savunan) hareketinin politik öncülerinden Zoltan Istvan ile bir toplantı gerçekleştirdiği iddia edilmişti. O toplantının detayları bu hafta belli olmaya başladı... Rus haber ajansı Sputnik'in radyosuna konuşan Istvan'ın yaptığı açıklamaya göre donanma yetkilileri, kendisi ile insanlara mikroçip yerleştirilmesi planını görüşmüş. Kendi elinde, mesajlaşmak ve arabasını çalıştırmak gibi işlere yarayan bir mikroçip gömülü olan Istvan'a göre donanmanın amacı GPS teknolojisi ile insanların yerini tespit eden mikroçiplerin insan bedenine yerleştirilmesi. Böylece donanma, savaş alanında askerleri-nin nerede olduğunu harita üzerinde canlı bir şekilde takip edebilecek. Askerin beraberinde taşıyacağı veya takabileceği bir gereç yerine mikroçip hâlinde vücudunda bulundurması, operasyonel anlamda donanmanın faydasına, keza düşman tarafından ele geçirilse ve üzerindekiler alınsa dahi yeri tespit edilebilecek. ABD'de ticari olarak şırınga ile vücuda mikroçip yerleştiren müesseseler hâlihazırda mevcut. Ancak işin henüz hukuki boyutları tanımlanmış değil. Bu haberin içindeki askerî ve istihbari boyut beni ilgilendirmiyor. Biz, kan revan hâline gelmiş bir dünyada, mülteci sorunu, DAEŞ, İslamofobi, Avrupa'nın dağılması, Brexit gibi dertlerle uğraşırken, 3. Dünya Savaşı çıktı mı çıkıyor mu? sorusuna kafa yorarken, birilerinin bambaşka gündemleri olduğunu ifade edebilmek için duyurdum bu haberi. Alın size "Süper İnsana Giden İlk Adım Hafıza Çipi" başlıklı başka bir haber daha: İnsanın hafızasını güçlendiren bir çip üzerine yapılan çalışmalar sayesinde kısa bir süre sonra, insanların unutmak gibi bir sorunu kalmayacak. ABD'de
Sayfa 40 - Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017·Kitabı okudu
Psikoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Uzmanlar, çocukların internet bağımlılığından nasıl kurutulacağı, nasıl yasaklar konacağı gibi işlerle uğraşadursun, çocuklarımızla giderek daha farklı dünyaların insanları oluyoruz. Çünkü çocuklarımız bizim gibi bu yenidünyanın acemisi falan değiller, bizatihi o dünyanın içine doğuyorlar. İnsan, önceden anasının kucağına, bir dilin, bir geleneğin içine doğardı, şimdiki çocuklar fazladan dijital teknolojinin de içine doğuyorlar. Dijitallik, âdeta onların ana dili gibi, bizim içinse öğrenmeye, kekeleyerek konuşmaya çalıştığımız bir yabancı dil. O yüzden ilgili literatür çocuklarımıza “dijital yerli", bizlere ise "dijital göçmen" diyor. Oradasınız değil mi? Belagate, hamasete başvurmak yerine böyle konuşup duruyorum, kusuruma bakmıyorsunuzdur umarım. İzin verirseniz, internet üzerine yoğunlaşmadan önce, biraz daha yaşadıklarımızın olumsuz yanları üzerinde durmak istiyorum. Tanımadığımız bir dünya çığ misali üzerimize gelirken algılarımızı açık tutma ve düşünme, şüphe ve eleştiriden daha güvenilir limanımız yok. Kaygıyı umuda dönüştürmek için en emin yol bu. | Erol Göka, İnternet Ve Psikolojimiz, Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017, syf: 30.
Sayfa 30 - Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017·Kitabı okudu
Psikoloji
Eski tartışmaları bir kenara bırakıp bir an önce "posthumanism", "transhumanism" tartışmalarında yerimizi almak durumundayız. Zira inançlara kökten karşı, saldırgan yeni seküler kimliğin temeli olan militan maddecilik artık yakıtını büyük ölçüde buralardan sağlıyor ve hızla yaygınlaşarak teknomedyatik dünyanın hâkim ideolojisi hâline geliyor. Teknomedyatik dünyaya barış, huzur ve vicdanın kaynağı olan maneviyat, gelenek ve insanlık mirası adına yapıcı bir müdahale gerekiyor. Yeniliklerden, teknolojiden kaçarak kurtulmak mümkün değil, hele hele "bağımlılık" diyerek hastalık etiketi yapıştırıp üstümüzden atmaya çalışmak gülünç ve çocuksu bir çaba. Olanı biteni kavramak için çaba göstermeli, değerlerimize sahip çıkmak adına yapabileceklerimize, alternatif olarak sunabileceklerimize, şerleri hayra tebdil etmek için üzerimize düşün vazifelere odaklanmalıyız. | Erol Göka, İnternet Ve Psikolojimiz, Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017, syf: 28.
Sayfa 28 - Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017·Kitabı okudu
Psikoloji
Teknoloji, dünya hayatını kolaylaştırmakla kalmayıp, tadını da değiştiriyor. Nasıl gübrelenmiş, hormonlanmış bir meyvenin hakiki usaresi, bir müdahalenin sonucunda değişikliğe uğruyorsa, modern medyanın her türü de telgraf, telefon, gazete, dergi, kitap, fotoğraf, film, televizyon, bilgisayar gibi araçlara sanal bir boyut ekleyerek yüz yüze, dolaysız iletişimi bozuyor. O denli bozuyor ki, insanlar artık modern medyatik iletişimi, gerçek iletişim sanıyor. Tıpkı tarımsal modernleşmenin yediklerimizin tadını değiştirmesi gibi teknomedyatik dünya, tüm ömrümüz boyunca gördüklerimizin, duyduklarımızın tadını değiştiriyor. Duyularımız, algılarımız, teknolojinin suni-sanal dünyasının prizmasından yansıyanlara göre yeniden biçimleniyor. Bununla kalmıyor, medya, bizatihi hakikat tasavvurlarımıza da karışıyor, etkiliyor, hatta onları karıştırıyor. Sunilik ve sanallık, otantik insan varoluşu üzerinde en büyük değişimi, (isteyen bunu "zararı" diye de okuyabilir) kavramların aracılık ettiği düşünce ve gerçeklik bağını haddinden fazla zayıflatarak yapıyor. Kavramlar, etkilerini giderek yitiriyor, imaj ve fantezi öne çıkıyor. Bir nevi "felsefesizleşme" bu... Tüm bunlar nedeniyle artık "iyi hayat" sorunuyla ilgilenmiyoruz. Kendimizi, kaderimizi mühendislerin eline bırakmış durumdayız. Yaşantımızdan çıkardığımız sezgisel, pratik bilgilerin değerini bilmiyoruz. "Hikmet", "irfan" gibi kelimelerin anlamlarının yanından bile geçmiyor zihnimiz. Felsefi sorgulamadan ve hayat bilgisinden ödümüz kopuyor. En çok bilimsel bilgiye inanıyoruz, lakin en nihayetinde manevi bir varlığız, inançsız da yapamıyoruz. Geleneksel dinî inançlar zayıflamakla birlikte birçoğumuzun yaşamlarına yön vermeye devam ediyor. Sanıyorum, hızla değişen bu dünyada kaymadan ayakta durma ihtiyacından olsa gerek,
Sayfa 22 - Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017·Kitabı okudu
Psikoloji
Teknoloji, dünya hayatını kolaylaştırmakla kalmayıp, tadını da değiştiriyor. Nasıl gübrelenmiş, hormonlanmış bir meyvenin hakiki usaresi, bir müdahalenin sonucunda değişikliğe uğruyorsa, modern medyanın her türü de telgraf, telefon, gazete, dergi, kitap, fotoğraf, film, televizyon, bilgisayar gibi araçlara sanal bir boyut ekleyerek yüz yüze, dolaysız iletişimi bozuyor. O denli bozuyor ki, insanlar artık modern medyatik iletişimi, gerçek iletişim sanıyor. Tıpkı tarımsal modernleşmenin yediklerimizin tadını değiştirmesi gibi teknomedyatik dünya, tüm ömrümüz boyunca gördüklerimizin, duyduklarımızın tadını değiştiriyor. Duyularımız, algılarımız, teknolojinin suni-sanal dünyasının prizmasından yansıyanlara göre yeniden biçimleniyor. Bununla kalmıyor, medya, bizatihi hakikat tasavvurlarımıza da karışıyor, etkiliyor, hatta onları karıştırıyor. Sunilik ve sanallık, otantik insan varoluşu üzerinde en büyük değişimi, (isteyen bunu "zararı" diye de okuyabilir) kavramların aracılık ettiği düşünce ve gerçeklik bağını haddinden fazla zayıflatarak yapıyor. Kavramlar, etkilerini giderek yitiriyor, imaj ve fantezi öne çıkıyor. Bir nevi "felsefesizleşme" bu... | Erol Göka, İnternet Ve Psikolojimiz, Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017, syf: 21.
Sayfa 21 - Kapı Yayınları, 1. Basım: Nisan 2017·Kitabı okudu
Psikoloji