Hâbil ile Kābil arasındaki kıskançlık patlamamış olsaydı, acaba insan oğlu kan içiciliğe düşmeyecek miydi? Hayır ne münasebet! Bu işin, daha Adem ile Şeytan arasında başlamış bir ezelî dâvâ olduğunu ne de çabuk unutmuş bulunuyoruz?
Şeytan, Adem'i kıskanıp Allâh'ın emrine karşı çıkmamış olsaydı, o zaman işler yolunda gidecekti. Fakat Şeytan, o nahveti¹ ve kıskançlığı ile, "Neden Adem'e secde edecekmişim? Ben ateşten yaratıldım, Adem ise çamurdan.." diyerek secde etmeyi reddetti. İşte gurûru ve kıskançlığı üstün gelerek işler bu mâcerâya döküldü. Böylece de kıskançlık ve kan dökücülük denen iblisâne duygular, başladığı andan kıyâmete kadar sürecek bir çekişme olarak insan oğlunun yüzünü kararttı.
Dünya meydanında Şeytan'a uymamak insan'a düşen birinci vazîfeydi. Halbuki çok defa kendinden üst ve üstün olan Allah velilerine uymayı gurûruna yediremediğinden tıpkı Şeytan gibi "Adem'e secde edin" diyen Hakk'ın sesini duymazlıktan gelerek kıskançlık dâvâsının mağlûbu olmaktan yakasını kurtaramamış ve bu yüzden de "belhüm edall"* tokatını yemiştir
| Sâmiha Ayverdi, Arkamızda Dönen Dolaplar, Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım), s. 225.