Harputlu

Hindistan'daki ve diğer İslâm ülkelerindeki pek çok kadın başörtüsü kullanmıyor. Örtü, gerçekte belli bir zihin tutumunun adıdır. Bu zihin tutumunu pekiştirebilmek için, her toplumun, çağın ve ülkenin şartlarına göre farklılık arzeden belli somut formlar geliştirmesi gerekir. Öte yandan, harem de, iğfal ve iğdiş edilmiştir. Burada mutlaka dikkat çekilmesi gereken nokta şudur: Her şeyden önce, yalnızca krallar ya da sultanların haremleri vardı. Ben, kadınlardan ve bizim kadınlara gösterdiğimiz saygıdan sözederken, muhtemelen çok eşle evlilik meselesini düşünüyor olmalısınız. Çok kadınla evlilik, İslâm hukukunda kesinlikle câizdir. Bu, sosyal bir kötülüğü, fahişeliğin yaygınlaşmasını ve kurumlaşmasını önlemenin yöntemlerinden biridir sadece. Tek eşle evlilik, sizin olduğu kadar bizim de idealimizdir; ama tek eşle evliliğin temel kusuru, tek eşle evliliğin, [çeşitli nedenlerle, örneğin savaş gibi nedenlerle erkek nüfusunun azalmasından ötürü nüfusları artan) fazla kadınlar için meşrû bir çözüm önerememesidir. Avrupa'da Ortaçağlarda, fazla kadınların absorbe edilmesi için genelde manastır, özelde rahibe manastırı kurumu icat edilmişti. Ancak şu ân siz Avrupa'da bu yönteme uymuyorsunuz. Sözümona kadın özürlüğü hareketinin "kardeş"i olan sanayi devrimi, hem erkeklere, hem de kadınlara, çok eşle evliliğe açıkça karşı olan bir zihniyet biçimi vermiştir; ama sanayi devriminin yol açtığı sosyal kötülükleri söylemek bile gerekmiyor. Ben burada, çok eşle evliliğin bu tür sosyal kötülüklerin tek çâresi olduğunu söylemiyorum; ama kadınları içinde bulundukları kötü duruma ve şartlara sürükleyen gelişmeler gerçekten ürperticidir ve bu gelişmelerin, korkarım ki, sonuçta kaçınılmaz olarak kadın'daki en iyi şeyi, yani kadındaki kadınsılığı yok edebileceği ihtimalinin hiç de yabana
Sayfa 82 - Külliyat Yayınları, İstanbul 2008·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Doğuluların, tabii ki özellikle de Müslümanların, kadınlara karşı duydukları veya gösterdikleri bu büyük saygının yegâne kaynağı ve sembolü işte bu örtü'dür. Müslüman kadınların yüzyıllardır sahip oldukları bu saygıyı hiçbir şey azaltamamıştır ve kadınları yabancıların yaklaşmalarından ve her türlü aşağılama biçimlerinden koruma ilkesi, bugüne kadar büyük ölçüde başarıyla korunabilmiştir. İslâm'ın Kutsal Kitabına göre, kadınların toplumda çeşitli yerlerden ayrı tutulmalarıyla ilgili bazı kurallar vardır. Örtü/nme, bunlardan yalnızca biridir. Bir diğer kural ise, erkeklerle kadınlar buluştukları, bir araya geldikleri zaman, birbirlerinin gözlerine doğrudan bakmamaları gerektiği kuralıdır. Eğer bu evrensel / yaygın olarak uygulanan bir kural olmuş olsaydı, belki de o bildik örtünmeye gerek kalmayabilirdi. | Muhammed İkbal, İslâm Düşüncesi, Külliyat Yayınları, İstanbul 2008, syf: 81.
Sayfa 81 - Külliyat Yayınları, İstanbul 2008·Kitabı okuyor
Beni en fazla şaşırtan şey, bir zamanlar Avrupalılar için oldukça ünlü olan bu ülkenin gittikçe atomize oluyor olmasıdır. Metroda erkekler, kadınlara yer vermiyorlar ya da çok nâdiren kadınlara yer veriyorlar. Bakımdan çıktıklarında önce kadınlara yol vermek gibi bir alışkanlıkları yok. Ben şahsen onları suçlamak istemiyorum. Kadınların bizzat kendileri yol açtı bu duruma. Özgürlük istediler, erkeklerle eşit haklar istediler. Dolayısıyla yaşanan bu değişim kaçınılmazdı. Belki de burada Avrupa'da Doğulu, öncelikli olarak da Müslüman kadınlar, onların hayatları ve erkeklerin onlara davranış biçimleri hakkında sahip olunan bütünüyle yanlış kanaatleri ortadan kaldırmaya çalışmam gerekiyor. Avrupalı kadınlar, kendi arzularına göre, durduğu eşikten henüz yukarı tırmanırken, Doğulu, özellikle de Müslüman kadın, daha önce de sahip olduğu onuru her zaman korumuştur Avrupa'da, Türk kadınlarının Türklerin hayatında erkeklere gö-re daha aşağı bir rol oynadığı inancı hâlâ yaygındır. Avrupalılar, bizim geleneklerimizin pek çoğunu, özellikle de örtünmenin psikoloji-sini yanlış anlamışlardır. Örtü'nün kökeni, erkeklerin kıskançlıkları değil, aksine, kadının kutsal olduğu inancıdır; hem de öylesine kut-sal bir varlık olmasıdır ki, yabancı birinin bakışının onun üzerine yo-ğunlaşmamasını sağlamak esastır. "Mahrem" kelimesinin Arapçadaki anlamı, hiçbir yabancının giremeyeceği "kutsal yer"dir. | Muhammed İkbal, İslâm Düşüncesi, Külliyat Yayınları, İstanbul 2008, syf: 81.
Sayfa 81 - Külliyat Yayınları, İstanbul 2008·Kitabı okuyor
Dinî fikir, Müslüman bir toplumun hayat ilkesini teşkil eder. Bu tür bir toplumun sıhhatini ve gücünü koruyabilmek ve devam ettirebilmek için, toplumdaki bütün ayırıcı, ayrıştırıcı ve bölücü güçlerin ve dinamiklerin dikkatle takip edilmesi ve yabancı kültürel unsurların toplumun bünyesine hızla sirayet etmesinin kontrol altına alınarak durdurulması ya da sosyal bünyenin ayıklayıcı ve özümseyici güçleri ve dinamikleri üzerinde fazla baskı yaparak sosyal bünyeyi çökmenin eşiğine getirmeden sosyal dokuya girmesine yavaş yavaş ve faydalı olabilecek şekillerde izin verilmesi zorunludur. Müslüman bir topluma mensup bir ferdin zihnî yapısı, esas itibariyle atalarının entelektüel enerjilerinin ürettiği malzeme esas alınarak oluşturulmalıdır; böylelikle, Müslüman fert, şimdi ile geçmiş ve gelecek arasında bir devamlılık fikrini hücrelerine kadar hissedebilir hâle gelmelidir. | Muhammed İkbal, İslâm Düşüncesi, Külliyat Yayınları, İstanbul 2008, syf: 80.
Sayfa 80 - Külliyat Yayınları, İstanbul 2008·Kitabı okuyor