Harputlu

… târihî ve an'anevî¹ güven ve kilit noktamız olan diyânet kadromuzu ilim ve irfan gerçekleri ile besleyip kuvvetlendirmek, ikbal ve istikbâlimizin başlıca temînâtıdır. Ciddî ve ilmî anlayışla sağlama alınmış haysiyetli ve şerefli bir diyânet otoritesi kuramadığımız takdirde, taassupla cehâletin ve din kılıfı altına yerleşmiş ideolojik bakterilerin, bir sentetik din îmal edercesine, cemiyetin baş köşesine geçip oturmasını yadırgamamalıdır. Zîra bir kıymetin gerçeğine imkân vermemek, sahte ve sun'îsine, "Buyur, meydan senindir!" demektir. | Sâmiha Ayverdi, Arkamızda Dönen Dolaplar, Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım), s. 54.
Sayfa 54 - Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım)·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Garp¹, Rönesans'ın sert dönemeci ile yüzünü maddeciliğe çevirmiş olmasına rağmen, kütleleri haçın önünde birleştirmeyi de ihmal etmemiştir. Onun için de, bu gāyenin vâsıtası olan râhipler sınıfını, cemiyet üstünde otorite kuracak bir zihnî bilgi yükü ile kuvvetlendirmiştir. Bizde ise bugün keyfiyet, tamâmen denecek ölçüde, tersinedir. 1925'den sonra dînî öğretim ve eğitim müesseseleri külliyen bertaraf edilmekle meydan, alaylı din adamlarının eline bırakılmıştır. Fâtih Sultan Mehmed'in, İstanbul'u dünyaya açılmış bir ilim kıblesi hâline getirmek gayretinin duraklamasından sonra medreselerin ilim ve tekniği kadro dışı etmesiyle muâsır³ medeniyet yarışının duraklamış olduğu bir gerçektir. Halbuki kilise, hatâsının yüzüne vurulmasıyla uyanır olarak taassubun def ettiği ilmî araştırmalara yeniden başını eğme hareketlerine müdahale etmemiş ve bir yandan da kiliseyi kuvvetlendirmek için büyük gayret sarfetmiştir. Meselâ papalığın mâlî işlerle vazîfeli kardinallerinden Bernardo Nagara kendini "Kafasında dolar, kalbinde haç olan adam" şeklinde târif etmektedir.* Her sosyal yapının kendine göre değişmez husûsiyetleri ve bir şahsiyeti vardır. Esasen millet ve milliyet tefrîkini¹ yapan da, bünyenin bu kendine has şekillenişidir. Şu halde, târihin ve içtimâî gelişmelerin talep ve îcap ettirdiği bu farklı bünyeleri besleyecek gıdânın da, her millette kendi ihtiyacına uygun olması gerekmektedir. Bin yıllık Müslüman-Türk câmiasında ise, kütlenin alâka ve heyecanının baş başa ve el ele verdiği nokta, dâima din olmuştur. Ama, târihin şehadetine kulak verince görülür ki, vicdanlar dünyası, gerçek îmânı temsil eden merkezlerden mahrum olduğu zamanlar, meydan ve imkân, dâima cehâlet ve taassuba kalmıştır. Bugün de, cemiyet planında ahlâk ve akîde³ bozukluğu gibi menfi akislerin alıp
Sayfa 51 - Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım)·Kitabı okudu
Beytü'l-Makdis'in sulh anlaşmasını bizzat imzalamak üzere bu şehre gelen Hz. Ömer de şehrin piskoposu ile konuşurken namaz vaktinin gelmesi üzerine kilisenin dışında namaz kılmayı tercih etmiştir. Piskoposun bütün ısrarlarına rağmen Hz. Ömer ne Kıyâme ne de onun yanındaki Kostantin kiliselerinde namaz kılmıştır. Halîfenin bu şekildeki davranışı, daha sonra gelecek müslümanların bu kiliseleri ibâdet yeri kabul edip hıristiyanları kiliseden çıkarmaya teşebbüs edecekleri endîşesinden kaynaklanmıştır. Beytü'l-Makdis'e âit anlaşmanın: 1. Maddesinde: Kiliselerde oturulmayacaktır. Bu kiliseler ve müştemîlâtı ile onların haçları ve malları yıkılmayacak ve azaltılmayacaktır. 2. Maddesinde: Dinlerinden dolayı rahatsız edilmeyecekler ve onlardan birisi zarar görmeyecektir. 7. Maddesinde: Bizanslılarla birlikte İliya'yı terk etmek isteyen halkın da canları, malları ve haçları korunacaktır, onlar istedikleri yere ulaşıncaya kadar bu koruma devam edecektir, kaydı bulunmaktadır. İstanbul'un Boğaziçi semtinde Kuzguncuk isimli bir köy vardır. Gerek vapurla geçerken gerek karadan araba ile giderken XX. asır dünya medeniyetlerinin şâhit olmadığı bir manzara ile karşılaşırsınız. Öyle ki köyde, câmi, kilise ve havra yan yana, âdeta kucaklaşmış gibi bir aradadır. XV. asırda Jean Hunyad'a¹, "Balkanları istîlâ edersen icrâatın ne olacaktır" diye sorulduğu zaman "Bütün Ortodoks kiliseleri yıktıracağım" dediği târihî bir gerçektir. Aynı tarihte aynı sual II. Sultan Mehmed'e sorulduğunda, "Balkanları istîlâ edersem her kilisenin yanına bir câmi yaptıracağım, isteyen ona isteyen buna gitsin" demiş olduğu da gene târihin şâhit olduğu bir hakîkattir. Beş yüz sene Türk hâkimiyeti altında kalan Balkanlar'ın, hudutlarımızın dışında kalmasından yarım asır sonra Türk âbide ve eserlerinin yüzde
Sayfa 49 - Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım)·Kitabı okudu
Osmanlı, Hint denizlerine kadar sarkmış, Aden'e Yemen'e gidip dayanmışsa, bu fütûhat ve istîlâsında fethettiği ülkelerin halkına: "Malını mülkünü keyfince kullan, hukukta, içtimâî³ geleneklerinde, bildiğince hareket et!" demiş olmasının başlıca, hattâ tek sebebinin adâlet ve nizam şuûru olduğunu kabul etmek gerek. Müslüman unsurlarda ise, devletle ilhak edilen ülkeler arasındaki pekiştirici sebep Kur'ân'dır. Öyle ki aradaki birlik ve beraberliği sağlayan, hep bu, vahye dayalı ilâhî nizamnâme idi. Bu yüzden müslüman unsur, İslâm'ın ağı içinde birleşmiştir. Gayrimüslim unsurlara gelince, hâkim devlet olan Osmanlı, gene Kur'ân-ı Kerîm'e dayanmış: "Senin dînin sana, benimki bana!" diyecek bir âlemşümul emre göre kurup geliştirdiği siyaseti ile, medenî ve insânî patronajı olarak, üç kıtaya kol atmış ülkesinde huzur ve adâletin bekçiliğini yapmıştır. Ama ne çâre ki bu medenî ve insânî idareciliğini dünya milletlerine ne anlatabilmiş ne de duyurabilmiştir. Hele, gayrimüslim dünya, Türk'ün o sıcak politikasını, görse de görmemeyi âdeta bir îman borcu sayarak, bunu kilisesinde, mekteplerinde, cemiyet hayâtında ve politikasında gerek münevverin gerek halkın hattâ çoluğun çocuğun zihnine çivi çakarcasına yerleştirip sökülmez hâle getirmiştir. | Sâmiha Ayverdi, Arkamızda Dönen Dolaplar, Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım), s. 40.
Sayfa 40 - Kubbealtı Neşriyâtı, 3. Baskı 2020 (Kasım)·Kitabı okudu

Harputlu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·183 syf.·
4 günde okudu
·
2025 1. kitabı
Sâmiha Ayverdi
9.1/10 · 139 okunma