Asya, Afrika, Ortadoğu ve İslâm Ülkeleri'nde ne yazık ki birkaç yüzyıldır ülkeleri ta yüreğinden çürüten taklit hastalığı sona ermemiştir. Bir Avrupa'ya, bir Amerika'ya, bir Rusya'ya özenen, hiçbirinin gerçeğini ve ruhunu kavrayamayan bir aydınlar sınıfı, yetersiz ve temelsiz devrimler, ihtilâllerle ülkelerini kavurup durmaktadır. Bu ülkelerde ötekilerden farklı olarak bir de problemi ağırlaştıran bir özellik de, halkla aydın arasındaki uçurumdur. İslâm ülkelerini bir örnek olarak ele alalım. Halkın kıyafetiyle bu batı taklitçisi aydınların kıyafetleri birbirinden farklıdır. Halk iptidaî de olsa yüzyıllardan beri gelen tecrübelerle bölgeden bölgeye farklılaşan bir giyim fikrine sahip olduğu halde, aydının "Batı'nın kıyafeti en iyi ve en güzel kıyafettir" cinsinden bir peşin hükümden başka bir fikri yoktur bu konuda. Beslenme konusu, evlenme, düğün, dinî inançlar konularında da aydın, ülkesine tam bir yabancıdır. Onun ölüsü halkın ölüsünden ayrılır, onun ölüsü halkın ölüsü gibi uğurlanmaz, onun ölüsü halkın ölüsün- den başka törenlerle gömülür. Ölümde bile o halkından ayrılmaktadır. İnsan problemi böylesine keskindir. Üstelik bu ülkelerde peşin hükümler kanunla desteklendirilmiş ve güçlendirilmiştir. Yerli düşünceler, yerli medeniyet düşünceleri de ya kanunla, ya fiilî bir baskıyla yasaklanmıştır. Bu ülkelerde ciddi bir eleştiri bile yapmak güçleşmiş, genç nesiller nereden gelip nereye gittiklerinin bile farkında olamayacakları son derece sathî bir hayata şartlandırılmışlar- dır. Kritik bile dıştan gelmekte, dıştan telkin edilmektedir. Doktrin bölünmeleri, siyasi, sosyal ve ekonomik bölünmeler, akıl, tarih, ilim ve inanç ışığında değil, doğrudan doğruya dıştan verilen biçimlemelerin sonucu olmaktadır.
| Sezai Karakoç, Çağ Ve İlham l (Metafizik Gerilim Şartı), Diriliş