"Büyüklerle oturunuz, ulemâdan sorunuz, hukemâ ile buluşup görüşünüz."
İzahı: İlhamla şereflenmiş, ma'rifeti kazanmış, tecrübe sahibi olan, ihtiyar, salih ve nasihatçi zevatla oturun. Çünkü böyle zevâtın meclislerinde bulunmak, ğaflette olan kalbleri uyarır, şübhe ile yaralanmış kalbleri tedavi eder. Bu olsa olsa, şeriatle amel eden zevattır. Şeyh-ul-Ekber şöyle der: "Büyüklerle oturunuz." cümlesindeki büyüklerden maksad, Kur'an ve hadîsi zâhiren öğrenmiş, açık ve gizlide amel eden muhakkik olan şeyhlerdir. Bunlar Allah'tan almış oldukları feyz-i İlâhî'yi mecliste bulunanların kalblerine dağıtırlar. Bunlar şeriati temsil ederek kalkıp otururlar. Bunlar öylelerdir ki, görülmeleri insanın kalbine Allah'ı hatırlatır. Binaenaleyh böyle zevâtın edebiyle edeblenmek, şeriatin ta kendisidir. Hatta böyle bir zâtın sohbetinde bulunan kimse, diğer bir zâtın sohbetine gitsin veya gitmesin, diye ihtilaf olundu. Essah budur ki, böyle bir büyüğün meclisinden mürid ayrılamaz.
Yakut el-Arşî de şöyle der: Bu hadisteki "Büyük" kelimesinden maksad, ehli irşaddır. Çünkü onlar insanın kalbini dünyadan, yasaklardan çevirir; aynı zamanda kalbi Allah'a yöneltirler. Böyle bir zâtın sohbetinde bulunan, İmam Tüsterî'ye göre, şeyhin vefatından sonra da, bir kâmil buluncaya kadar kimsenin sohbetine giremez. "...Bana dönenlerin iman ve tevekkülle Mü'minlerin yoluna uy..." [13] cümlesi kiminle oturup, kime uyacağımızı apaçık beyan buyurmuştur.
Yasak işleyenler, fâsık ve zalimlerle dostluğa gelince; "O kıyamet gününde her zalim pişmanlıkla iki elini ısırıp: Ne olurdu ben O Peygamber'in beraberliğinde Allah'a bir yol edineydim, diyecektir." [14] mealindeki ayet-i kerîme, -Ukbe bin Ebî Muayd gibi müşriklerin hakkında nazil olduysa da- kulun ve Allah'ın hakkına tecavüz eden her zalimin halini beyan