Harputlu

Hadîs-i şerîfte: Ey insan, “Mü'minden başka kimseyle arkadaşlık yapma. Yemeğini takva sahibinden başkası yemesin." buyrulmuştur. Mü'minden başka kimseyle arkadaşlık, Mü'minden başkasına yardım, kıyamet gününde -bu hadîs-i şerîf ve yukarıdaki ayet-i kerîmenin hükmünce- insanın aleyhindedir. Sonra, ayet-i kerîmedeki şeytandan maksad, yalnız cinnî şeytan değildir. Aynı zamanda insanı zina, içki, kumar, ğıybet ve benzerinin meclislerine teşvik eden insanlar da şeytan gibidirler. Mevlâna Rûmî'nin tabiriyle: "Azizim iki çeşit hırsız var: Malını çalan bir hırsız var, ona yataklık yapan, mal çaldıran zalim var. Bu ikisi de malını çalar çaldırırsa bulursun. Amma salih amelini çalan hırsız ise, ki en büyük hırsızdır, malını çalarsa nerede bulursun?.. İşte seni hayrdan geri bırakacak her arkadaş, amelinin hırsızıdır. Malından fazla ameline sahib ol. İki çeşit zalim var: Dünyada sana zulmeden, malını alan, hakaret eden; bir de ahirette amelini dağıtan zalim var. Sakın, ğıybet ve diğer bütün günahlara teşvikçiler, amelini çalmasınlar. Bunlar büyük zalimlerdir. Ya bir de ğıybetçinin sözünü başka bir yerde söylersen, sen de zalim olursun ha!" | İsmail Çetin, Âdab, Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015, s. 91-92.
Sayfa 91 - Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme
Reklam
"Büyüklerle oturunuz, ulemâdan sorunuz, hukemâ ile buluşup görüşünüz." İzahı: İlhamla şereflenmiş, ma'rifeti kazanmış, tecrübe sahibi olan, ihtiyar, salih ve nasihatçi zevatla oturun. Çünkü böyle zevâtın meclislerinde bulunmak, ğaflette olan kalbleri uyarır, şübhe ile yaralanmış kalbleri tedavi eder. Bu olsa olsa, şeriatle amel eden zevattır. Şeyh-ul-Ekber şöyle der: "Büyüklerle oturunuz." cümlesindeki büyüklerden maksad, Kur'an ve hadîsi zâhiren öğrenmiş, açık ve gizlide amel eden muhakkik olan şeyhlerdir. Bunlar Allah'tan almış oldukları feyz-i İlâhî'yi mecliste bulunanların kalblerine dağıtırlar. Bunlar şeriati temsil ederek kalkıp otururlar. Bunlar öylelerdir ki, görülmeleri insanın kalbine Allah'ı hatırlatır. Binaenaleyh böyle zevâtın edebiyle edeblenmek, şeriatin ta kendisidir. Hatta böyle bir zâtın sohbetinde bulunan kimse, diğer bir zâtın sohbetine gitsin veya gitmesin, diye ihtilaf olundu. Essah budur ki, böyle bir büyüğün meclisinden mürid ayrılamaz. Yakut el-Arşî de şöyle der: Bu hadisteki "Büyük" kelimesinden maksad, ehli irşaddır. Çünkü onlar insanın kalbini dünyadan, yasaklardan çevirir; aynı zamanda kalbi Allah'a yöneltirler. Böyle bir zâtın sohbetinde bulunan, İmam Tüsterî'ye göre, şeyhin vefatından sonra da, bir kâmil buluncaya kadar kimsenin sohbetine giremez. "...Bana dönenlerin iman ve tevekkülle Mü'minlerin yoluna uy..." [13] cümlesi kiminle oturup, kime uyacağımızı apaçık beyan buyurmuştur. Yasak işleyenler, fâsık ve zalimlerle dostluğa gelince; "O kıyamet gününde her zalim pişmanlıkla iki elini ısırıp: Ne olurdu ben O Peygamber'in beraberliğinde Allah'a bir yol edineydim, diyecektir." [14] mealindeki ayet-i kerîme, -Ukbe bin Ebî Muayd gibi müşriklerin hakkında nazil olduysa da- kulun ve Allah'ın hakkına tecavüz eden her zalimin halini beyan
Sayfa 89 - Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme
“Kişi sevdiği kimseyle beraberdir. Sizden biriniz kiminle dostluk yapıp, kimi kendine arkadaş edindiğine dikkat etsin." "Kişi sevdiğiyle beraberdir." "Oturacağınız en hayrlı odur ki, görülmesi kalbinize Allah'ı hatırlatır, sözü ilminizi çoğaltır, ameli de size ahireti hatırlatır." İzahı: Bu hadîs-i şerîf, zehirlenmiş kalblerin tiryâkı panzehiridir. Bu hadîs-i şerîf, Allah Teâlâ'nın bağış hazinelerinin anahtarıdır. Kiminle oturacağımızı, Allah'ın kapısını nasıl çalacağımızı, bildirir. Bu hadiste üç dişli bir anahtar vardır: "Görülmesi kalbine Allah'ı hatırlatır." Yani imân-ı kâmil sahibinin kalbindeki imanın nuru ve samimiyeti tesir eder ki, kendindeki iman ve samimiyeti diğer kalbe aktarır. Dikkat edilirse, salih bir insanın meclisine girmekle girenin tüyü ürperir. O meclisler, salih zâtın, âlimin, evliyânın, sıddîklerin alâmetleridir. "Sözü ilminizi çoğaltır." Bu ise, ilmiyle amel ederek bilfiil hal yaşantılarıyla halka tebliğ ve irşadda bulunanların halidir. Her söz kalbe girmez; çünkü hidayet, Allah'tan insanların kalbine gelen bir nurdur. İnsanın ağzından çıkan kelimeler ise cisimlidir. Eğer o cismin üzerinde kalbe inen nûrun libası varsa faideli ilmin çoğalmasına sebeb olur. "Ameli de size ahireti hatırlatır." Hakikaten, ilmiyle amel edenin ameli, içindeki sadakatinden dolayı mecliste bulunanların gözleri önüne ahiretin haritasını getirir. Bu hadis bize şunu bildirir: Gerçekte basîret sahibi olan mürşidlerin basîretleri, kalbe Allah' ın sevgisini o kadar getirir ki, sanki bize "Onlar salihler öyle bir kavimdir ki, yanlarında oturanlar şakî olmaz." hadîs-i şerîfini hatırlatır. | İsmail Çetin, Âdab, Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015, s. 87-88.
Sayfa 87 - Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme
Hadîs-i şerîfte: "Beş şey beş şeye bedeldir." buyrulmuştur. Yani beş fena haslet vardır; işlenildiği takdirde işleyenlerin başına beş bela gelir, demektir. Bu belalar cezalardır: 1-"Bir kavim ahidlerini bozdukları zaman Allah Teâlâ da onların düşmanlarını kendilerine ğalib kılacaktır." Yani gerek Allah Teâlâ'ya ve gerekse kendi aralarındaki ahidlerini bir millet bozarsa, buna ceza olarak Allah Teâlâ o milletin düşmanlarını kendilerine musallat kılar. Böylece ahdin bozulması, düşmanın ğalebe çalmasına sebeb olur. 2-"Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğundan Kitab ve Sünnetten başkasıyla hükmettikleri zaman muhakkak aralarında yoksulluk aşikâr olur." Bilerek veya bilmeyerek, Allah Teâlâ'nın göndermiş olduğu Kur'an, Peygamber'in beyan buyurmuş olduğu hadisten başkasıyla hükmedilmiş kavimlerde yoksulluk ifşa olunur, çoğalır 3-"Zina kendilerinde fâş olduğu zaman muhakkak onlarda da ölüm çoğalır." Yani bir toplum, kendi aralarındaki zinayı görüp bildikleri halde menetmezlerse, muhakkak Allah Teâlâ da o kavme ölümü sevk eder. Önceki milletlerin başlarına gelen pek çok belalar, zina yüzündendir. Nitekim Benî İsrail'in ferdleri, zina ettiklerinden pek çok belalara mahkum olmuşlardır. 4-"Ölçülerini eksik tarttıkları için, nebattan = bereketten mahrum olurlar." Ziraatlerinde bereket olmaz, demektir. Ve: "Kıtlıkla muâhaze olunurlar." Yani cezaları kıtlık olur. 5-"Zekatlarını vermedikleri zaman da onlardan yağmur hapsolunur." Yani kuraklıklar olur. Nitekim diğer bir hadîs-i şerîfte: "Apaçık günah işleyenler müstesna Allah'ın afuvu ümmetimin hepsini kuşatır." buyrulmuştur. Yani apaçık günah işleyen yahud gizliden işleyip sonra övünerek günahını başkalarına söyleyenler, Allah Teâlâ'nın ğazabına uğrar, demektir. Diğer bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: "Onlar ki gece bir amel işler,
Sayfa 85 - Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme
"Kim kendini giyim ve kuşamda kafirlere yahud fâsıklara yahud zalimlere yahud ehli tasavvuftan salihlere benzetirse o da onlardandır." Yani giyim kuşam ve ahlakta kendini kafir ve fâsıklara benzeten onlardan, salihlere benzeten de onlardandır. Elbette, şöhret için her ikisine de benzemek, bu hadîs-i şerîfte yasaklanmıştır. Hayrlılara benzeyiş hayr, şerlilere benzeyiş ise şerdir, vesselam. | İsmail Çetin, Âdab, Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015, s. 64.
Sayfa 64 - Dilara Yayınları, 6. Baskı: 2015·Kitabı okudu
Reklam