Harputlu

Yahya Kemal'in veciz bir cümlesi var. "Din milletin mektebidir" diyor. İnanç sisteminiz ve değerleriniz, anlam dünyanızın ürediği bir ocak görevi yapıyor. Müslümanlığı Türklerden öğrenenlerin, biz herhangi bir telkinde bulunmasak bile Türklüğün diğer değerlerine sempatisi otomatikman yükseliyor. Emperyalist Haçlı dünya, sömürdüğü coğrafyalara boşuna misyoner göndermiyor. Çünkü misyonerin açtığı kapı, bölgedeki emperyalizme direnci fevkalâde zayıflatmıştır. Tabii biz tarihimizin hiçbir döneminde emperyalist gayelerle davranmadık. Maksadımız "Yeryüzünden zulmü kaldırmak. İlâ-yı kelimetullah'ı gerçekleştirmek, hikmet ve adalet kapılarını insanlığa açık tutmaktı. Bakın henüz 1990'da yıkılan SSCB'yi özleyen kimse kalmadığı gibi, onu tehdit olarak gören bir dünya konjonktürü de kalmadı. Rusya bütün ihtişamıyla ayakta durduğu halde hiç kimse ne Rus Empeyalizmini ne SSCB'yi özlüyor. Ama yüzyıl önce yıkılmış Osmanlı'yı, onu koruyan ilke ve tezlerini temsil eden hiçbir güç kalmadığı halde, en ufak bir kıpırdanmada "Yeni Osmanlılar mı geliyor!?" sevincini veyâ paniğini görüyoruz. Macaristan Türk hâkimiyetinden çıkalı neredeyse 350 sene oluyor. Ama Macar halkı arasında Osmanlı hâkimiyeti altında geçen 150 yıl eľan devlet ve adâlet dönemi diye anılıyor. Aynı Macar halkı XX. Yüzyıldaki komünist rejim üzerinden yaşadığı Demirperde Sovyet esâretini öfke ve nefretle hatırlıyor. Bugün Macaristan'da Türk Turan Kurultayları toplanıyor. Din ve inanç farklılıklarını hiç önemsemeyen bir ortak kimlik duygusuyla yapılıyor bu kurultaylar. Osmanlı hâkimiyet asırları, arkasında bir nefret bıraksaydı bu mümkün olabilir miydi? Kendilerini Zigetvar'da ye- nen Kanûnînin iç organlarının defnedildiği yeri ziyaretgâh yapıyor, Gül Baba Türbesi'ni -bir müslüman olduğu halde- Macar halkı akın akın ziyaret
Sayfa 267 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu
Reklam
Rahmetli Mehmet Niyazi Özdemir ağabeyin "Yazılmamış Destanlar'da anlattığı bir Zenci Musa örneği var. Merhum istihbaratçımız Eşref Kuşçubaşı'nın koruması. İşgal altındaki İstanbul'da, Karaköy iskelesinde hamallık yapıyor. İngiliz işgal komutanı bir teftiş esnasında görüp onu tanımış. Çağırıp bin bir türlü câzip vaatlerde bulunmuş. Devlet çökmüş, Kuşçubaşı esir, İstanbul işgal edilmiş ve Zenci Musa imâmesini kaybetmiş bir tesbih tânesi gibi karnını hamallıkla doyuracak bir çaresizlik içinde. Buna rağmen İngiliz komutanın bütün maddî tekliflerini reddediyor. Biliyorsunuz genellikle yetersiz beslenme yüzünden ilerleyen veremden ölmüş. O adamdaki ahlâkî metânetin binde biri şimdiki birçok siyasî liderde yok. Biz ne yaptığımıza kendi kökümüzü nasıl kurutma politikaları izlediğimize biraz daha dikkatli bakmazsak, Allah korusun gerisini söylemeye dilim varmıyor. | Sait Başer, Töre’nin Türk’ü Türk’ün Müslümanlığı, Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020, s. 254-255.
Sayfa 255 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu
"Pembe İncili Kaftan" hikâyesini biliriz. Kezâ Yahya Kemal'in devrin moda dinsizliğini öne sürerek kendisini küçümseyen ve: "Nasıl inanıyorsunuz üstad?" diyenlere verdiği çok ilginç bir cevap var biliyorsunuz: "Benim milletim hatâ yapmaz. Onun için inanıyorum" der. Yahya Kemale bunu söyleten şey, tarihimizi ve kültürümüzü kendi zihin ve gönül dünyasında yeniden inşa edebilmesidir. Yâni bilgi, anlaşıldığında kişiliğinize mâl olur. Durmadan ontoloji diyoruz. Şehadet diyoruz. Tahkik diyoruz... Bunların hepsi anlama temellidir. Aslında ahlâk ve îman da anlama temellidir. Kendisini her an Hak'la beraber, Hakk'ın huzûrunda duyma ahlâkı; mahşeri, kıyâmeti bir uzak zamana tehir etmeyen, niyet ve amellerini an be an kaderine dönüştüğünü, vücut bağlayarak karşısına çıktığını tecrübe eden bir anlayıştır Türk Müslümanlığı. "Türk Müslümanlığı” tâbirinin asıl sahibi olan Yahya Kemal'in emniyeti oradan geliyor. Bir şiirinde diyor ki; "O şûhu nazm ile tasvîr müşkil oldu Kemal Sühân rekabeti meydân-ı imtihan olalı" (Yâni: "O Güzel'i -Allahı- şiirle tasvir müşküldür. Çünkü söylediğim sözün imtihanını yaşamam mukadderdir, O'ndan korkarım.") diyor. Şimdi çiğ gönüllü, yâni nefs murâkabesini tanımamış, îmânı laf ezberlemek sanan adamlar ezberleri doğru bile olsa, gerçeklik kazanmamış, bir anlamaya uğramamış lafazanlılıkları kitlelerin gözünü boyama adına kullanıyor ve bir takım kritik makamlara bile gelebiliyorlar. Doğru laflardan yanlış yerlere çıkılıyor! Buna mukabil dâvâsı bâtıl bile olsa, rakipleriniz menfaatlerini sizden daha iyi gözetecek bir tecrübeden geliyorlar. İnsanları hangi zaaflarından satın alacaklarını da biliyorlar. Hedeflerine ulaşıyorlar... | Sait Başer, Töre’nin Türk’ü Türk’ün Müslümanlığı, Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020, s. 254-255.
Sayfa 254 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu
… bilgi anlaşıldığında kişiliğinize mâl olur. | Sait Başer, Töre’nin Türk’ü Türk’ün Müslümanlığı, Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020, s. 254.
Sayfa 254 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu
Kendini bilme durağını atlamadıkça, kendini bilmeyenin başka bir şey bilmesi mümkün değildir. | Sait Başer, Töre’nin Türk’ü Türk’ün Müslümanlığı, Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020, s. 253.
Sayfa 253 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu