Harputlu

"insana hâriçten bir şey öğretilmez" demiştik ya, öğrenmeyi öğrenci kendi dünyasının nesnel, duygusal ve tecrübî elemanlarıyla tahakkuk ettirebileceğini keşfetmedikçe, birilerinin gönlüne göre zaman tüketmiş oluyor. İnsan hayatı açısından saâdet ve başarının sırrı, gönül ilişkisinin mutlaka kurulmasıdır. Gönül kavramını, Kut ve Töre kitabımızda müstakil bir bölüm olarak ele almıştık. İnsan esas itibariyle gönülden ibârettir. Aslî öznemizdir gönül. Gönül deyince, akla muhalif bir şey söylediğimiz zannedilmesin. Aslî öznemizdir, akleden öznemizdir. Türkçe, gönül kelimesini ateş (kö) kökünden türetmiştir. "İnsandaki Tanrı ocağı" mânâsı verildiği açıktır. Kendini bilme durağını atlamadıkça, kendini bilmeyenin başka bir şey bilmesi mümkün değildir. Kutadgu Bilig'de "çiğ gönül, pişmiş gönül" ayırımı bu noktada hayâtî önem taşır. Gönül uyanacak. Yani yanacak, pişecek. Gönlündeki yanma, insanın uyanma sebebidir. Yanmayı tetikleyecek şey ise, varlıktaki cüz-küll diyalektiğini bittecrübe anlamaya bağlıdır. Biz kendi dünya görüşümüzden o kadar uzağız ki, cüz-küll diyalektiğinin işlendiği dünya görüşümüzü eğitim-öğretim ve neşir hayatımıza men etmiş durumdayız. Bu büyük hatâdan derhal dönülmesi şarttır. Günlük siyasetin iktidar mücadelesiyle, o irfânı sadece eğitim hayatımızdan değil, dinî dünyamızdan da uzak tutuyoruz. | Sait Başer, Töre’nin Türk’ü Türk’ün Müslümanlığı, Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020, s. 253.
Sayfa 253 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben, bizim eğitim düzenimizin daha hayata girmeden önce insanımızı tükettiğine inanıyorum. Her insan özeldir, farklıdır; nitelikleri, yetenekleri bambaşkadır. Hani Kur'ân-ı Kerim “alâk” kavramıyla insanı ilişip yapışma cevherine göre açıklar ya! İlişme yapışma imkânlarımız o nitelik ve yeteneklerdir. Anlamaya da oradan girilir. Anlamasını uyandırmak istediğiniz, yâni yetkinleştirmek istediğiniz insanı, ilgileri üzerinden uyandırabilirsiniz. Bizim sistemimiz, ne derece eseflensek azdır, öğrenci ilgisine karşı ilgisizdir. Bir cinâyet suçlusuna verilen cezâlardan daha uzun sürelerde dört duvar arasında tuttuğumuz çocuklarımızı yetkinleştirmeyi bir yana bırakın, kompleks yükleyerek, korkularla donatarak, güvensiz elemanlar olarak sokağa salıyoruz. Müfredat içindeki diğer birçok hayâtî yanlışımıza girmiyorum bile. Okuyucuyu ferahlatacak teklif, kendisi uyanmış hocalar ve o hocalarla zihin ve gönül temâsı kurmuş öğrencileri buluşturmaktır. Gerçek bir ilgi gören, kendi yeteneklerini ilerleterek ufka bakabileceğini keşfeden öğrenci, hayata dizleri titreyerek girmez. Ecdâdın "kut kazandırma” dediği olay, anlaması tetiklenmiş, gönlü uyandırılmış, sorumluluk ahlâkını o uyanışın içinde kendi bulmuş olmaklıktır. | Sait Başer, Töre’nin Türk’ü Türk’ün Müslümanlığı, Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020, s. 251-253.
Sayfa 251 - Kırmızılar Yayıncılık, Baskı Tarihi: Mart 2020·Kitabı okudu

Harputlu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·390 syf.·
2024 5. kitabı
Sait Başer
9.8/10 · 22 okunma
İslâmiyet, «ırk vakıasını» inkâr etmez. Ancak, bu gerçeğin istismarına da şiddetle karşıdır. «Üstün ırk», «aşağı ırk» gibi iddia ve ithamlarla insanları, kategorilere ayırmak isteyen bütün fikir ve görüşleri, «cahiliye devri alışkanlıkları» olarak reddeder. İslâm'da, ilim ve siyaset adamları, bu gerçeği bilerek hareket etmek zorundadırlar. Yüce ve mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulur: «O gökleri yaratması, o yerleri yaratması, dillerinizin ve renk-lerinizin birbirine uymaması da O'nun âyetlerindendir. Gerçekten, bunlarda, bilenler için, elbette ibretler vardır». (Bkz. er-Rûm Sûresi, âyet. 22) İslâmiyet, «biyolojik irk» mefhumunu, bir vakıa olarak kabul etmekle birlikte, «biyolojik ırkçılığı», «rk üstünlüğü iddialarını» kesin olarak reddeder. Yüce ve mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de belirtildiğine göre, «Allah yanında en şerefli olan insanlar, kavimler ve ırklar, «takvada», yani en samimi mânâda Allah ve Resulüne hizmet etmede ileri olanlardır. Bu konuda şöyle buyurulur: «Ey insanlar, biz, sizleri, bir erkek ile bir kadından yarattık ve sonra birbirinizle tanışasınız diye, sizi şubelere (ırklara, kavimlere) ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, Allah yanında en şerefliniz takvada en ileri olanınızdır». (Bkz. Hucurat Sûresi, âyet 13) | Seyyid Ahmet Arvâsî, İlm-i Hâl, Bilgeoğuz Yayınları, Haziran 2016, s. 56.
Sayfa 56 - Bilgeoğuz Yayınları, Haziran 2016·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme
İnsanda, hayrete şayan bir «umumî kabiliyet», üstün bir zekâ ve idrak ile hiç de küçümsenmeyecek bir «irade» ve «tercih gücü» vardır. İnsan, bunlarla hem « hayra», hem «şerre» yönelebilmekte... Böylece «çatallı bir yol ağzında bırakılmış» olan insanoğlu, elbette tercihlerinden sorumlu olacaktır ve günü gelince hesap verecektir. Yüce ve mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim'den öğrendiğimize göre: «(Allah) ona (insana), hem kötülüğü, hem (de ondan) sakınmayı ilham (eder)». (Bkz. Eş-Şems Sûresi, âyet 8) Elbette, Allah, insandan iyi ve doğru yolu tercih etmesini ister. Nitekim şöyle buyrulur: «Emrolunduğun gibi dosdoğru yürü». (Bkz. Hûd Sûresi, âyet 112) Çünkü: «İyilik de, kötülük de bir olmaz». (Bkz. el-Fûssilet Sûresi, âyet 34) | Seyyid Ahmet Arvâsî, İlm-i Hâl, Bilgeoğuz Yayınları, Haziran 2016, s. 54.
Sayfa 54 - Bilgeoğuz Yayınları, Haziran 2016·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme