bekleyip durduğum ardından umutla
sırtlandığım yüklerini beklentilerin
dümdüz bir ovaya sahipken içim
savurup duran otlarını düzlüğümün
eserken senden acı bir rüzgar,
akar kıyımdan sıska bir nehir
birkaç palamut, birkaç söğüt
arkadaşım,
ne kalmak, ne gitmek var şimdi
konakladığım yer iki dağın ortası
biraz koşar, biraz yürürsün diye
beklerken,
dün aynısıydı belki de bugünün,
sıradanlaşmaya yüz tutsada
çepeçevre hasretin,
beklenmeli ziyadesiyle
makbul ve gelecek olanı diyerek,
azarlı bir bakışla aralarken
sen ara sıra bulutları
suretin gökyüzünde bazen masmavi
bazen gri, bazen karartılı
ovamda yükselen arada;
uğultulu isyan sesleri,
sus ve artık bekleme derken
düzlüğüme indirdiğin yıldırımlar
ve benzetmeye çalıştığın kendine
kaskatı anlayışsız bir rüzgar.
susturmak dediğin buysa eğer
ne beklemek çare, ne de vazgeçmek,
varsa dediğim biraz da umutla;