Zargana dizini kızın dizine yasladı. Başını kızın omzuna yaslamış gibi iyi hissetti kendini. Hayatının bir ucundan tuttuğu için seviyordu Betty'yi. Böylece daha hafif oluyordu hayatı. Atılan her adımın nereye basılacağına karar vermekten yorulduğu ve zihninde taşıdığı hayat çok ağır olduğu için seviyordu Betty'yi.
Gece ya da gündüz. İkisini birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan. Kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem gece hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
-Bugün ne yapmak istersin ? diye sordu Betty, kahvaltı yaptıkları masanın üzerinde duran portakal sularından hangisinin kendininki olduğunu düşünürken.
-Bilmem. Sen ne istersen.
Zargana öğreniyordu. Âşık olunanla yapılan şeyin hiçbir değerinin olmadığını yazıyordu zihnine silinmez bir mürekkeple. Yapılan işlerin, gidilen yerlerin sadece âşık olunanın dışındaki insanlarla birlikteyken önemli olduğunu öğreniyordu. Çünkü kendi dışındaki bir varlıktan sırf nefes alıyor diye zevk alınabildiğini görüyordu ilk kez. Betty hiçbir şey yapmasa bile, sadece içine oksijen çekerek mutlu edebilirdi Zargana'yı. Bir de parklarda el ele yürümeleri gerekmezdi. Hatta birbirlerine dokunmaları bile gereksizdi. Sadece var olduklarını göstermeleri yeterdi aşkı yaşayabilmeleri için.
“Bizim yaşamamız için tek bir neden var. O da aşk. Birbirimize karşı hissettiğimiz şey. Onun dışındaki her şey bir dekor. Üzerinde yaşadığın dünya biz aşık olalım diye yaratılmış.”