Anlama yetisinin fiilleri aracılığıyla tesis edilen görüsel karşılık ve deneyim hep tikel olanlardır. Bu tikel olanları kavramlar yoluyla bir araya getirmek ve onları birbirine sevk ederek onlardan sonuçlar çıkarmak anlama yetisinin yaptığı bir iş değildir. Bu faaliyet, anlama yetisinin yargılarını malzeme olarak kullanan ve düşünme yetisindeki daha yüksek bir yanın, aklın faaliyetidir.
Kant düşünme yetisini, anlama yetisi, yargıgücü ve akıl olarak ayırmaktadır.
Düşünme yetisinin anlama yetisi olarak adlandırılan yanı açısından yargı, deneyimin tekil nesnesini, başka bir deyişle uzay ve zaman koşullarına ve kategorilere tabi olarak tekilleştirilmiş nesneyi kurmaya yönelik bir düşünce fiilidir; yargıgücü, tikeli tümel altında toplar, yani (anlama yetisi açısından) tikeli tümelin altına getirmenin kurallarını belirler; düşünme yetisinin akıl olarak adlandırılan yanı ise anlama yetisinin yargılarının birbirlerine bağlanmasının transandantal zemini olan bütünlüğü sağlamak yoluyla onlardan mantıksal sonuçlar çıkarılabilmesinin imkanını oluşturur.
Hissetme yetisi, kendiliğinden bir forma sahip olup olmadığını bilemeyeceğimiz kendinde-şeye, zemini zihinden başka yerde olmayan saf a-priori formlar aracılığıyla form kazandırmakta ve bu yolla kendinde-şeyin tezahür olarak temsillerinin edinilmesini sağlamaktadır.
Kant'ın en ilginç ve ayrık yanı, zamana tabi olmayan olarak düşünülenleri de zamanla ilişkilendirerek, "zaman içinde olmaya" dönüştürerek araştırmasıdır. Bunun için de araştırma mekanını değiştirmesi gerekiyordu. Aşkın, kendinde olan varlık alanından transandantal olana geçiş (Kant'ın Kopernik Devrimi) böyle gerçekleşiyor. Yani araştırmanın mekanı, kendinde, aşkın varlık değil, en genel anlamda varlığın insan bilincinde açılmasının, kayda geçirilmesinin, kavranmasının, tesis edilmesinin zorunlu taraflarının araştırılması oluyor.