Çok uzun bir süre boyunca, görme şeklimiz, Platon ve Aristoteles'in kurmuş olduğu felsefe sistemi aracılığıyla sağlanmıştır. Buna Bülent Hoca Platon-Aristoteles'in şemsiyesi diyor. Bu şemsiye Descartes'ten sonra kapanma işaretleri vermiş olsa da, Kant ile birlikte yeni bir şemsiye ortaya çıkmıştır: Kant'ın Şemsiyesi. Descartes'te hala gördüğümüz skolastik felsefe etkileri, Kant'ın eleştiri sonrası döneminde yerle bir olmuştur. İki çok önemli değişim vardır: (1) Eskiden önemsiz/gerçek-dışı olarak atfedilen empirik(deneysel) bilgi artık önemli ve zemini sağlam bir bilgi haline gelmiştir ve (2) metafiziğin aşkın kullanımı Schein(aldanma)'lara yol açtığı için metafizik aklın sınırları içine alınmış ve böylelikle sağlam bir bilim haline getirilmiştir. Kitap 9 bölümden oluşmaktadır.
Bülent Hoca kitabın başında, uzunca bir giriş bölümü yazmış ve burada Kant'ın Transandantal felsefesinin oluşumuna ve ne olduğuna dair açıklamalarda bulunmuş. Benim gibi daha önce Kant felsefesine dair eser okumamışlar için tavsiyem, bu bölüm yavaşça ve anlayarak ve hatta birkaç kere okunmalı.
Böylelikle bize sağlam bir zemin hazırladıktan sonra ikinci bölümde Kant'ın eleştiri öncesi ve sonrası döneminin dayanak noktasını "Uzaydaki Yönler Arası Farklılığın Nihai Dayanağı Hakkında" yazısını ele alıyor. Eleştiri sonrası dönem bize Saf Aklın Eleştirisi'ni sağlamıştır. Bu açıdan önemli bir olaydır. Bülent Hoca da kitapta sıklıkla söyler, Kant eğer eleştiri dönemi öncesi halinde kalsaydı, David Hume kadar değerli olabilirdi ama asla bu kadar kritik bir rol oynayamazdı.
Üçüncü bölümde transandantal mantığın geleneksel mantıktan kopuşu araştırılmış ve dördüncü bölümde Saf Aklın Eleştirisi ile birlikte "bütünlük", "mantıksal uzay", "Tanrı" gibi kavramların nasıl da dönüştüğü anlatılmaya çalışılmıştır.