Sokrat diyor ki: "Delf kitabesinin belirttiği gibi, önce kendimi bilmeliyim; kendi ben'im hakkında hala bilgisiz ikeni beni ilgilendirmeyen şeyler hakkında mütecessis olmam gülünç olur."
Komşumun iç hayatını ciddiye alabilmem için, kendi iç hayatımı ciddiye almam zorunludur...Kendini sevmedikçe komşunu sevemezsin; kendini anlamadıkça komşunu anlayamazsın; kendi öz-bilgine dayanma dışında 'görünmez kişi' olan komşun hakkında hiçbir bilgi edinemezsin.
"İnsanın varoluşunun anlamı ve maksadı nedir?" gibi "bilimsel olmayan" soruların kulak ardı edilmesiyle, bir medeniyet zorunlu ve kaçınılmaz olarak daha derin keder, umutsuzluk ve özgürlüksüzlüğe batacaktır. Hayat standartları ne kadar yüksek, "sağlık hizmetleri" ömürlerini uzatmada ne kadar başarılı olursa olsun, bu medeniyetin insanları giderek artan bir hızla sıhhat ve mutluluklarını yitirecekler.
Herhangi bir şeyi doğru kabul etmek hata riskine yakalanmak demektir. Eğer kendimi doğru saydığım şüphe taşımayan bilgi ile sınırlarsam, hata riskini en aza indirmiş, ama aynı zamanda, hayatta en ince, en önemli ve mükafatı en yüksek şeyleri kaçırma riskini azamiye çıkarmış olurum. St. Thomas Aquinas, Aristo'yu izleyerek, "en yüce şeylerden elde edilecek en zayıf bilgi, en küçük şeylerden elde edilecek en emin bilgiden daha çok arzuya şayandır" diyordu.