Niçin sana anlatıp acımı tazeliyorum ve huzursuz gençliğimi yeniden canlandırıyorum? Yetmiyor mu, o ölümlü şeyle bir kez dolaşmış olmak? Niçin zihnimin o rahatlığı içinde sessiz kalmıyorum?
Acı acı ağlıyordu ve ben bir cani gibi onun önünde durdum. Beni affet, tanrısal kız, diye bağırdım önünde eğilerek, affet beni, mecbur olduğum şey için! Seçmiyorum, düşünmüyorum. İçimde bir güç var ve bu ben miyim, bu adıma beni ne itiyor, bilmiyorum. Senin bütün ruhun bunu sana sunuyor, dedi. Buna uymamak çoğu zaman insanı batırır, ama buna uymak da öyledir. En iyisi, gitmendir, çünkü bu daha büyüktür. Bildiğin gibi yap; buna katlanacağım.
O vahşi savaş, seni, güzel ruhu bitirecektir, yaşlanacaksın, ey mutlu zihin! Ve hayat yorgunu olarak sonunda soracaksın, şimdi neredesiniz siz gençlik idealleri?
Senin insanların gelecekler, ey tabiat! Gençleştirilmiş bir halk seni de tekrar gençleştirecektir ve sen onun gelini gibi olacaksın ve ruhların eski birliği seninle yenilenecek. Yalnızca bir tek güzellik olacak ve insanlık ve tabiat her şeyi içine alan bir tek tanrısallıkta birleşecekler.
"İnsanın sevdiği varlığın ölümüne zor inanması, güzel bir şeydir. Hiç kimse arkadaşının mezarına gidip de ona orada gerçekten rastlayacağına dair sessiz bir ümit duymamış değildir."