Fransız yazar Michel Butor edebiyatta bir kriz saptar. Butor'a göre edebiyat artık yeni bir dil oluşturma yetisine sahip değildir: "Son on ya da yirmi yıldır edebiyatta hiçbir şey olmuyor. Çok sayıda yeni yayın var ama ruhsal bir duraklama söz konusu. Bunun nedeni iletişimin krizidir. Yeni iletişim araçları hayranlık uyandırıcı ama dehşetli bir gürültü çıkarıyorlar." İletişim gürültüsü aynının cehennemini sürdürür.
Giderek artan kendine zarar verici davranışlar narsisist, depresif hale gelmiş ben'in kendi varlığından emin olmayı, kendini hissetmeyi hedefleyen ümitsiz çabası olarak anlaşılabilir. Acı duyuyorum o halde varım. Varoluş duygusunu da acıya borçluyuz. Acı ortadan kalktığında yerine koyacak bir şey ararız. Yapay olarak yaratılan acı buna çare olur. Macera sporları ve riskli davranışlar kendi varlığından emin olma çabalarıdır. Böylelikle palyatif toplum paradoksal bir şekilde aşırılıkçıların varlığına yol açar. Acı kültürü yoksa barbarlık ortaya çıkar: "Anestezi altındaki bir toplumdaki insanlara canlılık hissi verebilmek için giderek daha güçlü uyaranlar gerekir. Kendini deneyimleyebilmeyi sağlayan uyaranlar olarak sadece kimyasal maddeler, şiddet ve terör kalmıştır."
"Koptuklarında acı veren bağlar hakikidir, et haline gelmiştir. İnsan acı çektiği durumda gerçekten mevcuttur, orada -bilerek ya da bilmeyerek- sevmiştir de. Böylece dünyanın örgüsüne göz atmış oluruz: Varlık nerede acı çekebiliyorsa orada gerçekten örgünün içindedir, sadece mekanik ve mekânsal bir yan yanalık değil gerçek, yani canlı bir birliktelik söz konusudur orada." Acı olmaksızın ne sevmiş ne de yaşamışızdır. Hayat, rahat bir hayatta kalmaya feda edilir. Yalnızca canlı bir ilişki, gerçek bir birliktelik acıya muktedirdir. Buna karşılık cansız, işlevsel bir bir-aradalık bozulduğunda bile acısızdır. Canlı bir birlikteliği ölü olandan ayırt eden acıdır.
Kopuşlar acı veriyorsa bağlar hakiki demektir. Sadece hakikatler acı verir. Hakiki olan her şey acı vericidir. Palyatif toplum hakikati olmayan bir toplumdur, aynının cehennemidir.