Aşırı karmaşıklığın müjdecisi mitler iki asırdan bu yana tarih sahnesinde boy gösterdi: Demokrasi, sosyalizm, komünizm, anarşizm hep aynı ideal sistemin farklı veçheleridir: Dayatmaya değil, dahili iletişime dayanan; tek merkezli değil, çokmerkezli olan, herkesin yaratıcı katılımından beslenen, hiyerarşi düzeyi düşük, örgütleyici, icatçı, evrimsel imkânlarını, zorlamaları azaltarak artıran bir sistem...
Fakat aynı zamanda tarihin evrimin kısa bir ânı olduğunu görüp tarih ötesi bir evrim imkânını hayal edebiliriz; yani kuşkusuz, düzensizlik ve belirsizliğin, gürültünün eksik olmadığı fakat hiddete yer bırakmayacak şekilde gerçekleşebilecek bir evrim tahayyül edilebilir. [...] Bu akıl almaz bir şey değil, nitekim yeryüzünde, üç milyar ayrı örneği olan, pratik açıdan sınırsız üretim imkânına sahip, her biri on milyar nüfuslu aşırı karmaşık bir sistem mevcuttur: Bu sistem, Homo sapiens'in beynidir. Yine biliyoruz ki bu sistem, kargaşanın ve deliliğin sınırlarında işlemesine rağmen zorunlu olarak çılgınlığın tahakkümü altında değildir.
Yok edilmiş bir kültür geride işgalcilerin başka yerlere taşıyacağı "mesaj" artıkları, polenler bırakacaktır. Bir kültür ölür ama ona has kodların parçaları barbar toplumun kültürel kodları içine bir virüs gibi sızabilir ve orada hayatta kalabilir, sonunda da bir başka kültürün şekillenmesine katkıda bulunabilir. Tarihin yıkıcı anaforu, unufak olmuş kültürleri rüzgârıyla süpürürken bu kültürlerin tohumlarını da saçar etrafa.
İktidar işte bu bölge (devlet, yönetim, polis, ordu) içinde genel denetimi elinde tutar, fakat mükemmel antropolog William Shakespeare'in gösterdiği gibi sapiens'in deliliğinin, çılgınlığının, hayallerinin ve iştahasının mayalandığı ve zincirinden boşandığı bu bölge denetim altında değildir.