Uzun zamandır bu kadar sinirlendiren kitap okumamıştım.
Etkileyici bir kitap, akıcı, toplumun iyi gözlenmesi sonucu gelin-kaynana- erkek evlat ilişkisini çok iyi yansıtmış yazar,
da Hacer Hanım’dan, en çok Mazhar’dan bazen Nazan’dan bile nefret ettim, insan şöyle okkalı bir tokat patlatıp kendine gel be kadın demek istiyor…
Olan hep çocuklara oluyor, bir puan kırdım çünkü o çocuk ve anne en azından bir kere sarılabilmelilerdi.
Çok güzel bir varoluş kitabı bitirdim az önce…
Bastiani kalesi, dünyamızın kocaman bir metaforu olmuş; insanoğlu sıradan bir yaşamının olduğunun farkında, bu sıradan yaşamı değiştirmek için enerjisi varken değiştir(e)miyor, cesaret edemiyor. Sonra da sıradanlığa alışıyor…
Kitap çok güzel bir alegori üzerine kurulu: Savaş çıkmasını UMUT eden askerlerin, hep bir şey olacak biz de işe yaracağız görüşüyle ömürlerini nasıl tükettiklerini anlatıyor. O gün geldiğinde ise artık onlar eskisi gibi değiller.
Kitapta başka bir etkileyici konu, Teğmen Jiovanni’nin arkadaşım dediği, bir çok şey paylaştığı insanlardan, çıkara bağlı darbe yemesi. (Öğretmenler odasını hatırlattı maalesef bu bana :()
Jiovanni’nin önce gelmek, sonra gitmek istemediği Bastiani Kalesinden sonra kovularak gitmesi, kalenin yaşamın tam metaforu olduğunun kanıtı.
Düşündüm kitapta ne farklı olabilirdi, ne eksik? Hiçbir şey… Çok güzeldi.