"Ağlamam lazım. Ağlamıyorum. Tek kelime etmiyorum. Ona beni dayakla terbiye edemeyeceğini söylemiyorum. Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyorum. Arkama dönüp baksam, kuyruksuz iki köpeğin melekleri dişleyerek paramparça ettiğini göreceğim. Bakmıyorum."
"Madam Arthur Bey sizin Allahınızla babamın Allahı bir mi?"
"Allah bir mi ki?"
"Peki, sizle babam bir mi?"
"Bazen. Sevişirken. Bir oluruz."
"Annemle sevişirken de bir mi olmuştunuz?"
"Sen olmuştun."
Ben olmuştum. Sanki artık yoktum. Neden Madam Arthur Bey eski zamanlarda olmuş bitmiş bir şey gibi bahsediyor benden? Bir çocuk demek ki olup biten bir şeydir.
"Sadece geceleri sokağa çıkıyormuş diyorlar. Peki, anlayabilir misiniz, neden? Evin bulunduğu yer geceleri hiç tekin değilken..."
"Onun için asıl tekin olmayan gündüzler... çıplak gözle görünebileceği haller."
"Çirkin ya da sakat mıymış? Görünmesini istemediği bir hali mi varmış?"
"Hayır. Sadece üzgünmüş... çok üzgün."