Hatice Elveren Peköz'ün ilk kitabı, Zakkum Çiçeğim Mihri’ 2009 da, 2010 yılında çıkan Yeminli Kitap izledi. Ve Tanrı Aşkı Yarattı kitabı ile Barışa öyküler, Asiye Gün indi” adlı kitaplarda ortak imzası var. Peköz ayrıca senaryo hikayeleri yazıyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Şu kuşlara bak anne; nasıl da güzelleşirler. Bir an için ayağa kalkıp yürüyecek, çıkıverecekmişim gibi oluyorum dağların en yücelerine! İnsanlar bir adım yürüyebilmenin, sağlıklı olmanın kıymetini biliyor mu sence? Ah ben de bir yürüyebilirsem; oralara, zirveye doğru koşar adım yürürdük seninle. Dağların öyle yakın oluşu ne güzel! Şifa dağıtan doktorun elleri, umudun gerçeğe dönüşü gibidir anne?”
Ülkeye dönüşün yaklaşığı günlerde genç komutanın aklına bir fikir gelir. Boy boy dört adet tabut çaktırır. Gece yarısı Elvina’ların konağını basar! Konaktaki tüm aileyi tabutlar içinde koyar ve geminin hangarına taşıtır.
Gemi, gece yarısı limandan demir alacağı an gelir. Tabutların içinde Elvina, annesi, babası ile büyük annesi vardır. Tabuttakilerin ağzı bağlı... “Tabutların içinde ne var?” diye soranlara, memleketlisi olan bazı yakınlarının cenazeleri olduğunu söylenir.
Eflatun Bey Elvina uğruna ailesini tabutlar içinde Türkiye’ye kaçırır. Aile gözlerini İzmir limanında açtığında durum anlaşılır. Oradan da İskenderun limanından Osmaniye Dörtyol civarında bir çiftliğe getirir.
Elvina’ın bütün ailesini tabutlar içinde kaçırarak Türkiye’ye getirildiğinde, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Merhaba” dedi Küçük Prens.
“Merhaba” dedi satıcı.
O, susuzluğu gideren haplar satan bir satıcıydı.
Bu haplardan haftada bir kez yutuyorsunuz ve su içme ihtiyacı hissetmiyorsunuz.
“Bunları neden satıyorsun?” diye sordu Küçük Prens.
“Bu büyük bir zaman tasarrufu” dedi satıcı.
“Uzmanlar hesapladılar. Haftada elli üç dakika
zamandan tasarruf ediliyor.
“Peki bu elli üç dakika ile ne yapılır?”
“Ne istersek onu yapabiliriz…”
“Ben” dedi Küçük Prens, “Keyfimce harcayabileceğim
elli üç dakikaya sahip olsaydım, bir çeşmeye doğru
ağır ağır yürürdüm…”
Görüntünün olası içeriği: yazı
SON GÜLÜMSEYİŞ
Yeminli Kitap’tan alıntı.
Damla, annesine zoraki bir gülümseyişle baktı.
Anne iç çekişlerle odadan çıkıp gitti.
Her yer karanlık ve sessizliğe bürünmüştü.
Genç kız dalgındı, gözlerini yumdu.
Sonra bedeni sarsılarak uyandı.
Tuttu bir şiir daha yazdı.
Bir an için kendini gerçek sevdalı sandı.
Şiirlerin büyüleyici dizelerine kanmış,
Sessiz dünyasında ne varsa haykırmalıydı.
Damla yaşama son bir gülümseyişle baktı.
Ölüm başucunda, hücreleri yüzde doksan kanserdi.
Üstelik yarın anneler günüydü.
Annesine şiirler yazmalıydı.
Ah bir iki dizelik nefes daha alamaz mıydı?
Oysa zavallı kalbi her şeye rağmen yaşama inanmıştı.
Umut ise uzaklarda bir limandı.
Suskundu, yaşama biraz daha direndi!
Ve son bir şiir daha yazdı.
Bugün kalbim kuytularda ey ölüm!/
Kuşları, cam kırıklarını/
Annem için, GDO’lu tohumları yazmalıyım./
Yeniden özgürleştirmeliyim kuşları./
Yüreğimde bir burç gibi örülü ey dağlar,/
Bir gün umudum gerçeğe dönmese eğer/
Anneme söyleyin, bir mayıs kelebeğiyim ben!/