Kalben seviye katetmemiş bir insan, -ne kadar bilgili olursa olsun- ham kalmaya mahkûmdur. O, bu hamlığıyla dünyevî ilimleri tahsil edip, meselâ bir doktor olsa, insanlara şifâ tevzî edeceği yerde, nefsâni ihtiraslarını tatmin edebilmek için, organ kaçakçılığı yapan bir insan kasabı oluverir. Bir hukukçu olsa, adâlet tevzi edeceği yerde, bir suç şebekesi lideri veya zâlim bir cellât kesilir. Bir devlet reisi olsa, zulmün kirli ve çirkin bir temsilcisi olur. Dini ilimleri tahsil edip bir din adamı olsa, o da takvâdan uzak ve ruhsuz bir din anlayışı sergiler.
Çünkü ihtiraslarının esiri olan ham bir nefs, sahip olduğu bütün ilimleri, süflî menfaatlerine âlet ediverir. Bir câhilin cehâletiyle yapamayacağı zulmün çok daha dehşetlisini, elde ettiği ilimle kolayca yapabilir. Zira, Mevlânâ Hazretleri'nin ifadesiyle;
"Ahlaksıza ilim öğretmek, eşkıyânın eline kılıç vermektir."
Yani manevî terbiyeden mahrum ham nefisler için ilim, kulu Rabbine yaklaştırmak yerine daha da uzaklaştıran bir gaflet perdesine dönüşüverir.