Hatice Baran

Hatice Baran
@Haticebrn
Umut çok etkili bir işkencedir. Çünkü sahibini yavaş yavaş öldürür. Ama ben ölmeyenlerdenim...
Türkçe Öğretmeni
Lisans
6 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Sabahattin Ali
SABAHATTİN ALİ VE KURTARILAMAYAN ŞAHESER ADLI ÖYKÜSÜNÜN İNCELENMESİ Hatice BARAN Sabahattin Ali, 1907 tarihinde Bulgaristan’ın Eğri Dere Köyü’nde dünyaya gelir. Babası, bir piyade yüzbaşıydı ve bu yüzden görev yeri sık sık değişmektedir. Babasının mesleğinden dolayı Anadolu’nun birçok şehrini yakından tanıma fırsatı bulur. Sabahattin Ali’nin bu şehirlerdeki izlenimleri ve deneyimleri eserlerine yansıması kaçınılmaz bir sonuç olup bu durum yazarın kalemini daha da güçlendirmektedir. Toplumsal gerçekçi bir yazar olan Sabahattin Ali, toplumun sorunlarına değinmenin yanında kapitalizm ve modern dünyanın değiştirdiği toplum ve değerler içinde debelenen bireyin trajedisine de yer verir. Ana karakter üzerinden hem toplum hem de birey sorunu harmanlanarak eserlerini oluşturur. Bu sıralanan özelliklere sahip eserlerinin başında hiç şüphesiz “Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna” gelir. Kuyucaklı Yusuf’ta Yusuf adlı başkahraman kapitalist sistemin çürüttüğü, yozlaşmış bir kültür içinde debelenen bireyi yansıtır. Van ilinin Edremit ilçesinde geçmesi 1937 yılında yayımlanan bu eseri zengin-fakir, iyi-kötüçatışması ile hala günümüze kadar güncelliğini koruyan sorunları içermektedir. Kürk Mantolu Madonna da ise Raif Efendi üzerinden toplumsal bir mesaj vermenin yanında bireyin iç bunalımlarını ve ruhsal tahlillerini o dönemden yola çıkarak çok güzel bir şekilde tasvir ederek karşımıza çıkar. Sabahattin Ali bu eserinin başkahramanı olan Raif Efendi için şöyle der; Dünyanın en basit, en zavallı hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden
Edebiyat
Reklam
Johann Wolfgang von Goethe: Faust
İNSANLIĞIN MUHASEBESİ, FAUST Hatice BARAN Alman edebiyatının en önemli romantizm akımının yazarlarından olan Johann Wolfgang von Goethe, birçok alanda kendini geliştirir ve en önemli ürünü olan “Faust”u 60 yıllık bir birikim sonucu ortaya çıkarır. 1749’da Frankfurt’ta dünyaya gelir. Yazarlık ve edebiyata katkısı Alman edebiyatıyla tek sınırlı değildir, ününü Faust ’la Dünya Edebiyatı’na da duyuran bir isimdir. İlk Faust ’un trajedisini yazmaya karar verdiğinde henüz “Deha Çağı” da denilen akımın hükmü sürmekteydi. 1788’de ele aldığı bu eseri hemen hemen bütün hayatını kapsamaktadır. Kitaptaki başkahraman Faust, kitaplardan edindiği bilgilerle yetinemeyen bir bilim adamıdır ve coşkulu bir gençtir. Ayrıca Goethe’nin yaşam felsefesinin bir aynasıdır. Goethe, 20’li yaşlarında başladığı bu eserini 60 yılda tamamlar ve bu manzum trajedi, yazarının gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinin izlerini taşır. İki bölümden meydana getirdiği ve uzun bir tiyatro metni olan Faust ’un ilk bölümü öznel, tutkulu bir kalemle ele alınsa da ikinci bölümde bu durum söz konusu edilemez. Yazar, bu bölümde daha nesnel bir tavır sergiler ve daha ağır anlaşılmaz bir üslup ortaya çıkardığı görülür. Birinci bölümde Faust ve Gretchen’in arasında geçen olay örgüsünde bir bağlantı, yoğunluk sezilirken ikinci bölüme gelindiğinde ise olaylar arasındaki bu bağda bir kopukluk görülür. Aynı uyum ve tutarlılık bulunmaz. Trajedinin kahramanı Faust, Goethe’nin olgunlaşan düşüncesinin paralelinde; başkaldırı, ruhtan uzaklaşmış, yasalara saygı duyması gereken ve Klasik Çağ’ın hayat standartlarına, düşüncesine uyum sağlayan yeni bir kahraman yaratma telaşesinin ürünüdür. Kahramanın düşüncesini bu zeminde ilerletir. Yazarlar olmak istedikleri bireyleri ve yaşamak istedikleri hayatları eserlerine yansıtırlar.
Edebiyat
NURİ BİLGE CEYLAN’IN “AHLAT AĞACI” ADLI FİLMİNDE BİR TESLİMİYETİN HİKÂYESİ 26 Ocak 1959 tarihinde İstanbul’da doğan Nuri Bilge Ceylan, çocukluğunu Çanakkale’de geçirir. İlk, orta ve lise öğrenimini ablasıyla birlikte geldiği İstanbul Bakırköy’de tamamlar. 1978 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği’ni kazanır, bunun yanında seçmeli olarak sinema derslerini de alır. Ankara Mamak’ta vatani görevini yaptıktan sonra bir süre fotoğrafçılıkla uğraşır. Öte yandan Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sinema Bölümü’nü okur. Yakın arkadaşı Mehmet Eryılmaz’ın çektiği kısa filmde rol alarak film ve sinema sektörüne fiili olarak yer almaya başlar. 1995 yılında ilk kısa filmi olan Koza’yı çeker ve Yılmaz Güney’den sonra Cannes Film Festivali’nde ödül alan ilk kişi olur. Hemen ardından Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Uzak gibi projeleriyle de adından sıkça söz ettiren Nuri Bilge Ceylan pek çok ödüle de layık görülür. Yönetmenliğinin yanı sıra fotoğrafçılık, senaristlik, yazarlık ve oyunculuk yapmayı da sürdüren Nuri Bilge Ceylan eşi Ebru Ceylan ve oğlu Ayaz ile yaşamaktadır. Yönetmenlik hayatında Natüralist ve Realist bir tavır sergileyen Nuri Bilge Ceylan, son çektiği 8 Haziran’da vizyona giren Ahlat Ağacı adlı filminde de bu tavrı tam anlamıyla yansıtır. Eşiyle beraber senaristliğini üstlendiği yönetmen Ceylan, filmde mekân olarak çocukluğunun geçtiği Çanakkale ilinin bir kasabasını tercih eder. Film, Ceylan’ın genel tavrını yansıtmakla beraber çok daha uzun diyaloglarla karşımıza çıkar. Ahlat Ağacı; uyumsuz, dışlanan, meyvesi kendisi gibi şekilsiz, kara kuru bir ağaç, tıpkı filmin babası İdris (Murat Cemşir) gibi tıpkı babanın oğlu yani meyvesi olan Sinan (Doğu Demirkul) gibi. Sinan’ın babası emekli olmak üzere olan bir öğretmen olduğu için kendisinden topluma örnek