İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.
Başımı iyice attım geriye, Özgür'ün o sevdiğim göğsüne doğru. Biraz daha sıktı beni kollarıyla o an, hissettim. "O zaman..." dedim acı bir şekilde gülümseyerek. "Yolun sonu. Beni özle... Azıcık da olsa. Olur mu?" Titreyen ellerimin arasinda duran parlak metali, hiç düşünmeden bastırdım bileğime. "Balıkların da canı yanıyor mudur şimdi? dedim aciyla. Sol gozumden bir damla yaş aktı. Sonra diğer bileğime... "Balıklarin canı hiç acimasın Ozgür..." Kanlar boşalan bileklerimden birini alip dudaklarina
götürdü ve kanlar boşalan balıklardan öptü beni. "Gittiğin yerde Pinar'la karşılaşırsan ona de ki, Özgür intikamini aliyor. Seni incitenleri mahvediyor... Sonra bir de Ozgür seni çok özlemiş, hiç aklindan çıkmıyormuşsun de. Sonra... Sonra de ki ona Yosun... Senden sonra en çok... En çok aptal bir balığı sevdi... O anlar zaten. Çünkü kimi sevsem, onu göğe
uğurluyorum. O da biliyor bunu." Bilincim gitgide kapaniyordu
Ozgür'ün sımsicak itirafını dinlerken. Gözlerim kapanırken gülümsedim, o anlamasa da. "Gittiğin yerde sakın yine
birilerinin seni incitmesine izin verme. Tamam mı? Bir de az önce yine agladin, gormedim sanma. Kurallar hala geçerli aptal balık. Ağlamak yasak... Ölüler ağlamaz... Ağlamamali... Tamam mi? Ben de ağlamıyorum," dedi sesi titremeye başlarken. Kulaklarım uğuldamaya
başlamişti, giderek yavaşliyordu sanki kalp atışım, ölüyordum... Sevile sevile... "Ben de ağlamiyorunm
Ağlamayacağim. Söz." Durdu. Birkaç saniye sustu öyle "Galiba... yalan söyledim."
"Bulutlar zaten yıldızlara intihar ipi takmış ölüler."
"Efendim?"
"Bulutlar, ölü"
"Nerden çıkardın bunu?"
"Tavan benim. Ben karar verdim. Gün boyu ölü varlıkları tavanda sallanıyor işte..."
"Peki...Gri bulutlar?"
"Ölürken pişman olanlar."
"Yağmur?"
"Ölürken pişman olan bulutların ağlaması."