Hayır, kızım bir daha hiç gelmedi. Ona kırgın değilim, Niye gelsindi ki? Beni zaten kurtarmıştı. Sağaltıcı sözleri söylemişti. Yokuş yukarı yürümeye başlamıştım bile. İçimdeki dipsiz kuyunun duvarlarını yavaş yavaş tırmanıyordum. Savaşıyordum! Pusu dağıtmak, berraklığa kavuşmak, belleğimi yeniden kurmak, doyurmayıp acı çekmek pahasına arzularımı diriltmek için...Bu artık benim, yalnız benim mücadelemdi.
Canımı dişime takıp yazmaya uğraştıysam, tam gerektiği anda kelimeler dilimin ucuna gelip kalacak diye korktuğumdan değil. Günü geldiğinde o anki kadar bile aklım kalmamış olabilirdi. İçimde koyulaşmış olan öfkeyi toplamak zorundaydım, tıpkı çölde kaybolup susuz kalınca yaprakların ve çiçeklerin üzerindeki çiğ damlalarını biriktirip içen insanlar gibi. Öfke, kızgınlık, nadir de olsa isyan kıvılcımları, uyuşmuş onurumu yaşatmak yolunda değerli birer ateşleyici olmuştu.