Kitabın ilk başlarında biraz sıkıldığımı düşünsem de sonlara geldikçe çok sevdim...
Anneannesi yüzünden değil de anneannesi sayesinde hayata çok farklı bir gözle ve bakış açısıyla yaklaşan Zeynep'in hikayesi bu.
Kendini gerçekleştirme çabasına girmiş bir kadın.
Bir kadının kadın olarak varoluşunu, herhangi bir yükle mecburi sorumluluk yüklenmemesi gerektiğini, obje olmadığını anlatmaya çalışan, kimliği yüzünden suçlanmaması gerektiği bir özgürlük anlayışını aktarıyor bizlere...
Zeynep. Kendini toplumun dayattığı insan olmayacağım diye beslerken, erkekelere olan bakış açısı daralıyor, evliliğe olan inancı yok oluyor, çocuk yapma fikri onu bunaltıyorken karşısına çıkan Can'ın ona duyduğu sevgi ve saygıyla tüm korkularından tek tek kurtulmayı başardı. Sevdi, evlendi, çocuğu oldu adı Güneş...
Ve ne yazık ki hayatın en güzel en inandığı noktasında Can'ı bir tren kazasında kaybetti.
Ve onsuz yaşamanın nasıl bir zorluk olduğunu öğrenerek yoluna devam etti. Düştü.
Bu düşüş onu daha kararlı ve kızına nasıl kalkmayı öğreteceğini düşündürerek daha güçlü adımlarla yola koyulmayı sürdürdü...