Oğlunu, eşini, kızını, damadını ve en son da ona kalan tek yadigar torununu kaybeden bir babanın hikayesi. Yaşamaya mecbur kalmanın mücadelesi. Tüm ailesinin ölümünün ardından aldığı ihtiyar öküz ile hayatlarının alacakaranlığında bile olsalar, o çakıllı taşlı hayat tarlasını sürmeleri…
“Bu sabah okula giderkenki görüntüsü gözümün önünden gitmiyordu. Koşarken sırtındaki çanta bir aşağı bir yukarı zıplıyordu. Youqing'in bir daha tek bir kelime bile edemeyeceğini ya da çıplak ayakla okula koşamayacağını düşünmek yüreğimi öyle acıttı ki, ağlayamadım bile.” Oğlunu kaybettiğinde söylediği bu sözler gibi kitabın ardından yüreğim öyle acıdı ki ağlayamadım bile.
Gençliğin yerini dolduramasa da geçip gidenlerin yerine konabilecek tek değer incelikli bir görmüş geçirmişlik olabilir bundan böyle.
“bir vurgun olmayacak artık yüreğimdeki
ve yatağını değiştiren bir nehir gibi sanki
geri gelmemek üzere giden bir şeyin
kanat sesleri kalacak yalnız kulaklarında"
Bilge birisi kendisini eylemlerinden ve sonuçlarından sorumlu görur; bilgelikten hiç nasiplenmemiş
insan ise kendini sadece niyetlerinden sorumlu sayar.