Yaratıcılığın yerini taklitçiliğin tutmuş olması, bu hatalı yol, son üç asırlık devrimlerimizin verimsizliği ile nihayetlendi: Üçyüz yıldan beri bizi olduğumuz yerde bocalattı ve daima geriletti. Biz İslâm ruhunun gerçek sahibi ve vârisi iken kıtalara medeniyet ulaştıran bir millettik. Arap taklitçiliği yaratıcı şuuru gölgelediği devirlerde ululuğumuzu kaybettik. Geçen asırdan beri sahneye çıkan yeni taklit rüzgârı sırasile bizi Fransız, Alman, Amerikan modalarına tâbi kıldıktan sonra, ruh ve kültür buhranı iradesiz varlığımızı bir yandan Japon kıyılarına öbür taraftan Çin ve Sılav dâvası olan anarşist bir sistemden gıdalanmaya kadar götürdü. Bazılarına göre Marx’i okumayanın cemiyet meselelerinde söz hakkı yoktur. Çoğunluğa göre ise her fikir ve hareketin doğruluğunun, delili dışardadır; değerlerin ve hakikatların bütün delilleri, bütün belgeleri Batı’da bulunmaktadır. Bir fikir ileri sürüyorsunuz; lâkin acaba Almanlar da öyle mi düşünüyor? Bir iş yapacaksınız; acaba Amerikalılar da öyle mi yapıyorlar? Aşağılık karmaşasından gıdalanan bu taklit içgüdüsü, zehirleyici bir parazit gibi bütün hür düşünceyi ve bahtiyar iradeyi bizde boğmuş bulunuyor.
Kitap 15 öyküden oluşuyor. Zaten felsefe öğretmeni olan yazar, altyapısı sağlam, felsefik, derin işleyişle öykülerini oluşturmuş. Kendine has dili, özgün ve akıcı. Öyküler vurucu ve ustalıklı. Son dönemlerde okuduğum en iyi öykü kitabı. Büyük bir yayınevinden çıksaydı muhtemelen en iyi ilk öykü kitabı ödülünü alabilirdi. Ancak mütevazi bir yayınevinden çıktığı için tanınması da kıymet bilinmesi de zor. Bu da bizim ülkece ayıbımız. İyi kalemler, güçlünün gölgesinde görünmüyor… Birgün belki… Yolu açık olsun yazarın.