"Diyarbakır gibi kadim bir toprak parçasında yaşıyorsanız, çocukluk size uzun uzun uğramaz. Siz istemeseniz de büyümeye başlarsınız; daha oynanacak oyunlarınız, dayak yiyecek daha çok kavgalarınız vardır. Ancak çelik çomağa ortak bile bulamadan büyürsünüz.
Hele ki kız çocuğuysanız, hikâyeniz en baştan eksik yazılır. Kapınıza getirilen, sakalları ağarmış bir yabancıya, üç kuruşa ya da töre adına satılırsınız. Erkeklerin en azından bu konuda şansı var. Satılmazlar, ama çok iyi satın alırlar. Tarihin ilk tüccarlarının erkek olması boşuna değildir..."
s-ilvan.blogspot.com
"Bir erkek ve bir kadının zevki ya da kendi duygularını rahatlatma uğruna, sana senden habersiz verdikleri bir yaşamdır."
s-ilvan.blogspot.com/2025/10/cocuklu...
"Çocukluk hallerimi hatırladığımda, hüzünle karışık yüzüme yayılan sıcaklığı hissederim her zaman. Çocuk olmak, sadece çocuk olmaktır. Hiçbir şeyi umursamadan saf kalabilmenin ilk ve tek durağıdır. Aslında büyüdükçe kaybettiğimiz çocukluğumuz oluyor. Saflığımız, sadeliğimiz ve verilmeyen harçlık için döktüğümüz gözyaşlarımız. Tercihini yapmadığımız bir hayatın içine itilen ve büyümesi için tonlarca umut yüklenen körpecik bedenlerdir çocuklar..."
"Diyarbakır’da çocuksanız Diyarbakır gibi büyürsünüz.
Kendi toprağına, suyuna, havasına benzersiniz. Bağlar’da büyümekle Ofis’te büyümek arasındaki farkı daha çocuk yaşta öğrenirsiniz. Tıpkı Fiskaya’nın rüzgârıyla Xançepek’in gölgesinde yürümenin farklı oluşu gibi… Her semt kendi rengini, kendi sesini bir çocuğun tenine, diline, yüreğine işler. Ve her çocuk, büyümeyi kendi semtinin kanunu ile öğrenir.
Diyarbakır’da çocukluk, tıpkı şehrin kendisi gibi derin, sessiz ve kadim bir büyümedir. Ofis çocuklarıyla Bağlar çocukları arasındaki fark, sadece apartman katları, devlet memuru babalar ya da vitrin ışıklarıyla sınırlı değildir. Fark, göz hizasında başlar: Biri balkonlardan bakarken, diğeri çatısız damlardan kayan yıldızları sayar..."